SCOPE

Sırlarla Dolu Medeniyet: İnkalar

Arkalarında bıraktıkları yapılar, sistemler bilim ve tıp alanında gösterdikleri gelişme ve yok oluş hikayeleri ile tarihin en çok merak edilen uygarlıklarından biri olan İnkalar hakkında merak ettiğiniz her şeyi bu sayfalar arasında bulabilirsiniz.

Editör :Tuğba Özer
Yayın Tarihi :10 Haz 2021
Süre :3 Bardak

10 milyona yakın nüfusu ile Batı Yarımküre'deki en büyük imparatorluk olarak bilinen İnka Uygarlığı’nın, 900.000 kilometrekareden daha büyük bir alana devasal büyüklükte tapınaklar, idari merkezler, kanal sistemleri ve geniş yollar inşa ettiklerini biliyoruz. Tüm bunları henüz teker, at, demir ve hatta yazılı bir dil bile olmadan yapıyor olmaları İnka Uygarlığını enteresan kılan özelliklerden sadece bir tanesi. 15. yüzyıldaki yükselişlerinin ardından 100 yıl içinde yok olacak olan bu imparatorluk, aynı zamanda bir çok efsaneye de ev sahipliği yapıyordu. Hatta bir efsaneye göre İnka yöneticilerinin ataları Güneş tanrısı olan Inti tarafından yaratılmıştı ve Tambo Toco adlı bir mağarada ortaya çıkmışlardı. Dört kız ve dört erkek kardeşine liderlik eden Ayar Manco, aldığı talimatlarla altın asayı taşıyarak asanın batabileceği bir yer arayışına çıkmıştı. Amacı ise asanın batabileceği bir yer bulup verimli topraklara sahip olabilmekti. Bir çok macera ve arayıştan sonra Cuzco Vadisi'ne ulaşan kardeşler yerel halk ile şiddetli bir savaşa giriyor ve daha sonrasında başkentlerini kurmayı başarıyor. Böylece Ayar Manco; Manco Cabac, ilk Sapa Inca yani İnkalar Kralı oluyor. 

Bugüne kadar yapılan arkeolojik kalıntılar sonucunda İnkaların yukarıda bahsedilen vadiye ilk kez milattan sonra 1200 yılları civarında yerleştiği bilgisine ulaşılıyor. 1438 yılına kadar küçük bir krallık olarak varlığını sürdüren İnkalar, yazıyı bulmamış bir uygarlık olarak günümüze kadar geliyor ve bu zamana kadar tarihçilerin hep ilgisini çeken bir uygarlık olmayı başarıyor. Efsaneler bir kenara bırakılacak olursa İnkaların And Dağları'nın tam göbeğinde, ortalama 3.400 metre yüksekliğinde verimli bir havza olarak bilinen Cuzco bölgesine çok büyük olasılıkla 13. yüzyıl sonunda yerleştikleri düşünülüyor. Kendilerinden önce başka halkların da yaşamış olduğu bu bölgede çoraklaşmış topraklara rağmen gelişmiş ulaşım ağlarına ve son derece ileri tarım tekniklerine dayanan bir imparatorluğa dönüşen İnkalar, yaşadıkları dönemden çok daha ileri boyuttaki yaşayışları nedeni ile Güney Amerika Turları'na çıkan seyahatseverlerin de oldukça ilgisini çekmeyi başaran bir uygarlık olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Kolombiya'nın güneyinden Şili sahillerinin orta kesimlerine doğru seyahate çıkacak olursanız attığınız her adımda bu uygarlığın izlerini hissedebilmeniz son derece mümkün.

Henüz adı Güney Amerika olmayan bir kıtada, And Dağları'nın kıyısına yakın olan Cuzco şehrine yerleşen ve burada bir yaşantı kurmaya başlayan uygarlık, daha sonra ismi Güney Amerika olacak olan kıtada Kolomb'dan önce kurulmuş en büyük imparatorluğa sahipti. And Dağları’nın yüksek kesimlerindeki dik yamaçlara inşa ettikleri yapılar ve şehir mimarileri ile tarihçilerin gözde ilgi alanlarından biri olmayı başaran bu enteresan uygarlığın izlerine ister gezgin, ister bilim insanı olarak rastlamak hala mümkün. Özellikle büyük taş blokların dik yamaçlara nasıl taşındığı ve kusursuz bir şekilde nasıl yerleştiği hala tarihçiler arasında bir tartışma konusu bile denilebilir. Kabile halinde yaşayan ve savaşçı ruha sahip olduğu bilinen İnkalar yaklaşık 40 bin kişilik bir orduya sahipti ve ölen kişiler kraliyet ailesinden biri ise mumyalanarak And Dağları'nın yüksek yerlerine yerleştirilirlerdi. Bu imparatorluğu bu kadar özel ve efsane kılan şeylerden birinin de günümüze kadar gelebilen İnka mumya cesetleri olduğunu söylemek mümkün. Bu enteresan uygarlığa dair daha fazla şey öğrenmek ve bir zamanlar yaşadıkları devasal bölgeyi yakından görebilmek için Arjantin Turları'na çıkabilir, rotanıza Peru'yu ekleyerek And Dağları'nın yüksek yamaçlarında bulunan İnka tapınaklarını ziyaret edebilirsiniz. En etkileyici İnka tapınaklarını ise şu şekilde sıralayabiliriz.

Sacsayhuaman 

Cusco’nun üzerinde yer alan Sacsayhuaman Inka taşlarıyla örülü bir kompleks. İmparatorluğun kalbi Cusco’nın şekli İnka hanedanlığının sembolü olan pumayı andırıyor. Pumanın karnı ana bölge, Tullumayo nehri omurilik ve Sacsayhuaman tepeleri de başını oluşturuyor. Dev boyutlarda ve üç farklı tipte inşa edilmiş kireç taşından birbirine paralel duvarlar inanılmaz bir görüntü oluşturuyor. Sürekli zikzak çizen duvarların da pumanın dişlerini sembolize ettiği söyleniyor. İnka duvarları o kadar sıkı örülmüş ki arasına bir kağıt sokmanız bile imkansız.
 
Winay Wayna 
 
Urubamba Nehrine tepeden bakan bir konuma sahip olan bölge, İnka yolu üzerinde yol alması sebebiyle Machu Pichu'ya giden seyahat severlerin de dinlenme rotası olarak biliniyor. Üst ve alt katının merdivenlerle birleştiği ve yanında çeşme gibi yapıların da bulunduğu site evlerden oluşan Winay Wayna, aynı zamanda Küba Turları'na çıkan gezginlerin de fazlasıyla merak ettiği ve uğradığı İnka tapınaklarından bir tanesi.
 
Coricancha 
 
Cuzco'da bulunan ve "Güneş Tapınağı" anlamına gelen bu tapınak İnka İmparatorluğunun en önemli tapınağı olarak biliniyor. Bir zamanlar duvarlarının ve yerlerinin altınla kaplı olduğu, bahçesinde som altından heykellerin bulunduğu tapınak diğer İnka anıtlarında olduğu gibi yine işgalciler tarafından yağmalanıyor ve hatta üzerine Hristiyan Kilisesi yapılıyor. Şiddetli depremlere dayanamayan kilise oldukça fazla zarar görmüş fakat yine de İnka taşından yapılmış olan duvarların büyüklüğü ve genişliği sayesinde sağlam bir şekilde günümüze kadar korunduğunu söyleyebiliriz. 
 
Llactapata 
 
2840 metre yüksekliğe sahip bu tapınak ise İnka yolu üzerinde bulunuyor ve "Yüksek Şehir " anlamına geliyor. Ambar olarak kullanıldığı tahmin edilen tapınak daha sonra Manco Inca Yupanqui tarafından yıkılıyor ve daha sonra hiç keşfedilememiş bir bölge olarak kalıyor. 
 
Isla del Sol 
 
Son olarak Güneş Adası anlamına gelen ve çok kayalıklı bir tepede bulunan bu tapınak, İnka dinine göre büyük sel baskınlarından sonra görünen ilk kara parçası olan ada olarak biliniyor ve aynı zamanda Güneş tanrısının da doğum yeri olarak kabul ediliyordu. Ayrıca bölgede kutsal sayılan birçok yer bulunmakta, Kutsal Kaya ve Chicana adındaki labirent ise bunlardan yalnızca iki tanesi.
 
Machu Picchu

Dünyanın en güzel ve en etkileyici antik İnka harabeleri olan Machu Picchu 1911’de Hawaili tarihçi Hiram tarafından yüzyıllar boyunca Urubamba Vadisinde saklı kaldıktan sonra tekrar gün yüzüne çıkarılıyor. “İnkaların kayıp şehri” aşağıdan hiç gözükmüyor ve çevresini saran perma kültür bahçeleriyle, doğal su kaynaklarıyla kendi kendine yetebiliyor. Yerel olarak bilinse de 1911 yılına kadar dış dünyaya tamamen kapalıydı, ta ki 1911’e kadar. O günden bu güne Machu Picchu Peru’nun en önemli turistik merkezi halinde.
Yukarı Kaydır