Sinemada Renklerin Dili
SCOPE

Sinemada Renklerin Dili

Renkler duygularımızı ifade etmenin “en renkli” yolu olarak yorumlanıyor. Öyle ki, insan psikolojisi onların varlığı ile anlam buluyor. Her rengin psikolojimizin tam ortasında geniş bir alan kapsadığı düşüncesi hislerimize de tercüman oluyor. Duygularımızın vücut bulmuş hali olan güzel sanatlar da kapsadığı tüm alanlarda bu enerjiyi en özel şekilde kullanmayı biliyor. Buna sinema da dahil. Bugün sinemayı sinema yapan en temel ögelerden biri de renkler. Film temasına uygun olarak seçilen her renk izleyici psikolojisini on ikiden vurmayı başarıyor. Belki çoğu zaman farkında olmasak da sinemanın incisi renk paletleri, zekice yerleştirildiği taktirde filmin etkisini ikiye katlayabiliyor. Oyuncunun veya diyaloğun olmadığı sahnelerde tek başına başrol oynuyor. Konuşmadan anlatabilmenin, anlatmadan açıklayabilmenin en temel yollarından biri oluyor. Bugün sinemada renklerin dilini konuşuyoruz. Bakalım bize ne anlatıyorlar? İşte karşınızda rengarenk sinema…

Yayın Tarihi :16 Eki 2021
Süre :3 Bardak
İşin sinema boyutuna geçmeden önce renklerin nasıl bir dili olabileceğine biraz bakalım istiyoruz. Soru işareti kalmasın. Bildiğiniz gibi iletişimin iki boyutu var. Biri sözlü diğeri ise sözsüz. Siz “sözsüz iletişim mi olur” demeden önce iletişim sürecinin neredeyse yüzde 95’lik bir kısmını kapsadığını belirtelim. Yani sanılanın aksine ağzımızdan çıkan sözcükler yüzde 5’lik bir kısma denk geliyor. Sözsüz iletişim oturma şeklimizden ses tonumuza, taktığımız küpeden giydiğimiz tişörte, göz hareketlerimizden gülme tarzımıza kadar her şeyi kapsıyor. Adı üstünde, sözsüz olan her şey bu gruba giriyor. Elbette renkler de dahil. Renkler konuşmadan mesaj göndermenin en etkili yollarından biri. 

Bildiğiniz üzere McDonald’s kırmızı ve sarı renklerini kullanıyor. Bu renk bileşenleri psikolojimizde dinamikliği, aktifliği, hızlılığı, enerjiyi ve aksiyonu simgeliyor. Ek olarak açlığı hatırlatan, açlığı yaratan bir renk. Yani McDonald’s diyor ki, bizim renklerimizi gördüğünüzde iştahınız açılsın, bir de üstüne hızlıca yiyip hızlıca gidin. E haliyle yeni müşteriler bekliyor. Yani kırmızı ve sarı, fast-food şirketlerinin amacına son derece hizmet ediyor. O halde lafı fazla uzatmadan renklerin bir dili olduğunu ve psikolojimizde büyük bir yer kapladığını sinema ile anlatmaya çalışalım. 

Sinema filmlerinde kullanılan renkler anlatılmak istenen düşüncenin birer bekçisi gibi. Filmin teması her ne ise filmde kullanılan renkler de bu temanın birer öncülü oluyor. Hani her filmden sonra içimizde bir ruh hali oluşuyor ya, kimi zaman anlamlandıramıyoruz kimi zaman ise gerçekten ne hissettiğimizi biliyoruz. Niteliği her ne olursa olsun o ruh halinin baş aktörlerinden biri de renkler. “Renksiz” olarak adlandırdığımız siyah beyaz filmleri düşünelim. Onların bile psikolojimizde bir yeri bulunuyor. Kimi için nostaljinin, kimi için karamsarlığın, kimi için ise bunaltıcılığın bir simgesi oluyor. Bu simgeler bilinçli veya bilinçsiz bizim ruh halimizi etkiliyor. Öyle ya da böyle siyah beyazlık bile bizimle bir iletişim kuruyor, bize bir mesaj gönderiyor. 

“The Godfather” serisini bir düşünelim. Siyah renginin hâkim olduğu bir niteliğe sahip. Atmosfer daha karanlık, daha ağır. Böylesi bir atmosferin oluşturulmasında bir mafya hikayesinin anlatılması geliyor. İtalya’nın en büyük mafyası Don Corleone’ye de bu yakışır gibi. Babacan tavırlar, net kararlar, keskin çizgiler ağırbaşlı bir karakter için siyahı öneriyor, ne dersiniz? Siyah; resmiyet, soyluluk, asalet ve güç duygularını öne çıkaran bir yapıya sahip. Ek olarak filmde legal ve illegal sürekli çatışma halinde. Bu çatışma sağduyulu bir şekilde anlatılmak isteniyor. Haliyle ayağı yere sağlam basan bir renk aranıyor ve çözüm siyah oluyor. Siyah aynı zamanda matemin de bir simgesi. İnsanların siyaha bürünüp katıldığı cenaze törenleri yası simgeliyor. The Godfather serisini şöyle bir düşünelim. Ölümlerin ön planda olduğu ve mateme değer verildiği bir atmosferden oluşuyor. E haliyle siyah yine doğru bir renk tercihi olarak karşımıza çıkıyor. 


“The Village”ı hatırlayalım. Psikolojik gerilim türünde kültleşen filmlerin yönetmeni Night Shyamalan tarafından çekiliyor. Filmin atmosferi oldukça gizemli ve iç gıcıklayan türden. Şöyle ki, oldukça normal bir anormallik var. Böylesi bir filmin atmosferi için yeşil ve kırmızı renkleri tercih ediliyor. Yeşil doğadan geleni yani normal olanı simgeliyor. Mutlu mesut kendi halinde bir köy halkından bahsediyoruz, her şey olması gerektiği gibi. Kırmızı ise tüm bu olağanlığın içinde bir gizem yaratıyor, korku salıyor. Psikolojimiz bu renk geçişleri esnasında ciddi oranda şaşırıyor ve kaygılanıyor. Usta yönetmenin de vermek istediği hissiyat bu olsa gerek. Rahatsız eden bir atmosfere sahip film kullanıldığı renkler ile bu etkiyi katlıyor. 


“Truman Show”a geçelim. Filmin sahip olduğu atmosfer daha ilk sahneden izleyiciye ulaşıyor. Mutlu mesut bir ortam var ve güneş parıldıyor. İzleyicinin içini kaplayan sükûnet mavi detayların bir habercisi gibi. Özellikle son sahnede Truman’ı mavilikler içinde görebiliyoruz. Çünkü mavi farkındalığı ve farkındalıktan doğan sakinliği ifade ediyor. Güven veren bir yapısı olduğunu söyleyebiliyoruz. Bağlılık, sadakat, melankoli gibi ruh halimizi yansıtan anlamları bulunuyor. Bu detaylar filmin içinde insan ilişkilerine bağlı olarak yer alıyor. Özellikle izole olmayı simgeleyen mavi Truman’ın da hayatına gönderme yapıyor. Yani film bir şey anlatıyor, mavi de anlatılanı kanıtlıyor. 

“One Flew Over The Cuckoo’s Nest”e bakalım. Filme ciddi bir sakinlik hâkim, sağduyu milim milim işlenmiş gibi. Anlatılmak istenen tema içinde beyaz renk ana etkenlerden birini oluşturuyor. Karakterlerin masumiyetine vurgu yapılarak “iyilik” temsil ediyor. Öyle ya, bugün iyi olan şey beyazdan geçiyor. Gösterişsizlik ve yalınlık anlamları taşıyan bu renk filmin de vermek istediği “dünyevi şeylerin değersizliği” anlamını sonuna kadar taşıyor. Hassas bir film aslında, çünkü hislerin ve duyguların ve buna bağlı olarak insanı insan yapan enerjinin varlığına işaret ediyor. Anlamını beyazdan alıyor, atmosferde tevazu hâkim en başta. Elbette altı çizilen temalar arasında barış da bulunuyor. Karşılıklı anlaşma ve dayanışma beyaz renk aracılığıyla izleyiciye aktarılıyor. Eşitlik ve adaleti de simgeleyen beyaz, karakterlerin dünya sistemdeki konumuna da gönderme yapıyor.

Renkler, psikolojimizin en özel yerinde muhafaza edilmeye devam ediyor. Psikolojimizin bir izdüşümü niteliğindeki sinema da renklerin profesyonelce kullanıldığı alanlardan yalnızca biri. Usta yönetmenlerin ışığında renkler de duygularımızın tercümanı oluyor, ruh halimizi anlıyor. Yarattıkları algı ile filmi birkaç seviye üste taşımayı başarıyor. O halde şimdi soralım, ne dersiniz, renklerin bir dili olduğuna inanıyor muyuz?

Yukarı Kaydır