Sevgilicilik Oyunu
İLİŞKİLER / CİNSELLİK

Sevgilicilik Oyunu

Tam olarak kendimiz olmadan gerçek aşkı hayatımıza çekemeyiz, çeksek de bir ‘yanlış zaman’ karambolü vakası yaşama ihtimali de kuvvetlenir diyor bazı teoriler… Fakat aşkın bizim aklımızı bulandırıp vücudumuzu dirilten büyüsüne kapılmayı da hemen hiçbir zaman reddedemeyiz. Belki aşk nesnemiz olan o’nunla iyileşir; belki, yap-boz gibi birbirimize kenetlenebiliriz. Tabii, birbirinizin boşluğuna denk gelerek tamamen ayrı taraflara düşmek de olası… Acaba bu gerçekten bir dene-kırıl oyunu gibi mi olmak zorunda, yoksa önce ortamı koklamayı bir türlü beceremiyor muyuz? Gelin birlikte muhtemel ilişki desenlerimiz içinde bir gezintiye çıkalım…

Editör :Simay Vardar
Yayın Tarihi :10 Oca 2022
Süre :2 Bardak
Birden Sevgili Olmacılık

Biz kelimeleri kullanırız; ama kullandığımız kelimeler de bizi büyük ölçüde yönlendirir. Yeni tanıştığımız birine, henüz onun kim olduğunu hiç fark etmezken -ya da onu birden tanıdığımızı sanarak, sevgilim demeye ve ondan ideal sevgilimizi beklemek, misal. Elbette, şu ‘onu bir yerlerden tanıyormuş’ hissi bazen doğru da çıkabilir, ilk günden itibaren sevgilim dersin ve ömrünü geçirirsin. Fakat olayımız, kiminle ilişki kurarsak kuralım, bu işi denge içinde yapmak olduğundan, yeni tanıdığımız birini ne olursa olsun henüz yeni izlemeye başladığımızı unutmamak süspansiyon görevi görerek ilişkide her minik pürüzde, boşuna sarsıntılar geçirmemizi engeller.

‘Sevgilim’ Filtresi

Sonuçta, biz ne yaşarsak yaşayalım, orada ne olduğu değil, bizim bu durumla kurduğumuz ilişki olduğundan, yeni tanıdığımız kişiye ‘sevgilim’ demek, ona bir filtreden bakmamıza sebep olmaz mı? Onu kendisi olarak tanımak bir süre boşlukta ve civarda tutmamızı gerektirecek belki… Aceleci davrandığımızda, bunu da pek gözümüz almıyor herhalde. Kaybetme korkusu, ve aşkın yumuşak tadı bizi engellemeye yetiyor. ’Amaan,' diyoruz: 'Neyse ne!’. Deneyime açıyoruz kollarımızı da… Bazen bunu yaptığımızı da unutup kişiyi, aslında olduğu kişi yüzünden sevmemeye de başlıyoruz. Oysa o başından beri, bu tanımaya başladığınız kişiydi, değil mi…

Tam Olarak Kendin Olmak

Bir tarafta ‘Biz daha kendimizi bulmadık, başkasını nasıl bulalım’, gibi bir kafaya da girmek çok manasız görünmüyor. Öteki yandan, tam olarak kendin olmak da hatasız kusursuz biri olmaktan değil, eksiksen de becelikliysen de, her ne olursan kendini tanımak ve ona göre bir duruş sergilemekten, yani kendinle örtüşmekten başka bir şey olmasa gerek. Bu da sadece hem iç hem de dış dünyamızda daha farkında ve bilinçli hareket etmekle mümkün. En azından asgari şartlarda bir nebze de olsa farkındalık takınmak kendimize algımızı açabilir.
Biz kendimizi olduğumuz gibi kabul etmediğimiz ve kendimizle bile konuşmadığımız sürece, başkasından açık iletişim beklemek pek adil görünmüyor. Kaldı ki, bu konuda tecrübemiz yoksa, onu istemek konusunda da çok iyi olamayız. Bu da bizi hırçınlaştırabilir.

Hayatımıza Giren İnsan Bizi İyileştirebilir Mi?

Tabii, kervan yolda dizilir misali, olaylardan çıkarım yapa yapa kendimizi şekillendirip partnerimizi tanıyabilir, ilişkimizi en sağlıklı formuna getirmeyi başarabiliriz. Sonuçta her ilişki kendi iç dengesine sahip ve bunun dışında anlatılan her şey de farazi kalmakla mükellef. Aynı şekilde, kendi kendine toksik olan biri ilişki içinde duygularını törpüleyip, hırpani tarafını ehlileştirebilir de. Yine de sırf bizi iyileştirsin diye ilişkiye girdiğimiz müddetçe, bu bize antidepresanla değil de insanla ilişkiye girdiğimizi zaman zaman unutturabilir.
Yap-boz Parçası Uyumu

İlişkide tamamlanmayı beklemek hepimizin temel istediği muhtemelen. Düştüğümüzde bizi çıkartan, çok manik olduğumuzda bizi dizginleyen biri olsa fena olmaz sahi. Belki de şeklimiz belli olduğu sürece eksiksek de neysek işte kendimizi kabul edip, karşımızdakini de şeffaflıkla sevmek, ilişkinin benzini olan duyguları en iyi şekilde korumaya ve kullanmaya izin verebilir. Büyük resmimize elimizdeki yap-boz parçasını takarız ve tam uyar. Oh!

Boşluğuna Denk Gelmek

İnsanlarla yollarımız kesişir, hatta yolumuz onların yoluyla bir de gidebilir, hatta belki ömür boyu… Bazen de hayatımıza giren kişinin hiç bize göre olmadığını fark edebiliriz. Hatta bir yandan, tam hoşumuza gidecek tarafları olsa da. Birlikteyken, dediği şeyler fena olmayabilir, ama %100 ilgimizi de çekmez. Sanki yan trenin yolcusu gibi hep, bir noktada el sallanıp dönülmesi gereken biri olduğunu hissederiz. Tamam, iyi ama tam bizim anladığımız türden iyi değil; hoştur tabii ama tam bizim ilgimizle kenetlenemeyen bir hoşluğu var. İçimizden bir his bize bu ilişkiden şey olmayacağını fısıldar durur. Nerede duracağımız ise her zaman bizde tabii...
Birini sevdiğimizde ve o da bizi sevdiğinde; kabul edilme, şefkat, merhamet ve güven gibi hislerimiz güçlenir. Fakat, bunları halihazırda kendimize göstermeyen biriysek, başkasından beklentilerimiz biraz abartılı ya da dengesiz olabilir. Bu da başka türlü bir oyuna dönüşür. Kuralsız, pek de adil olmayan ve hileli… Acaba kendimizi olduğumuz gibi kabul etsek ve boşluğumuza değil, olduğumuz kişiye insan arasak, kim çıkardı?
Yukarı Kaydır