Sapkın Bir Döngü: “You” 3. Sezon İncelemesi
KÜLTÜR/SANAT

Sapkın Bir Döngü: “You” 3. Sezon İncelemesi

Daha önce hiç takip edilmiş miydiniz…? Durun, bu soruyu sizler yerine ben cevaplayayım. Bir taraftan kan dondururken diğer taraftan merak uyandıran takibin yeni adı, “You” dizisinin, 3. Sezonu nihayet yayınlandı. Milenyum çağın stalk kültürünün, sapkın ve istilacı insanlarının ve maskelerin ardına gizlenmiş soğuk kanlı katillerin tam merkezinde yaşadığınızı fark etmeye hazır mısınız? Huylunun huyundan asla vazgeçemeyeceğine kanıt istiyorsanız son derece detaylı ele aldığımız “You” dizi incelemesine göz atmadan geçmeyin deriz. Keyifli okumalar…

Editör :Yağmur Ergu
Yayın Tarihi :18 Eki 2021
Süre :4.5 Bardak

2018 tarihinde Netflix platformu aracılığıyla hayatımıza giren dizi, ilk sezonundan bu yana yayınlandığı her bölümüyle, izleyiciyi, hop oturtup hop kaldırmaya devam ediyor. Dizi, 2019 yılının sonunda yayınlanan 2. sezonun son bölümünde yaptığı oldukça merak uyandırıcı sezon finaliyle, adeta unutulmaz bir an yaşatmış ve izleyicilere bu iş burada bitmedi mesajını, gayet açık bir şekilde vermişti. Nihayet beklenen sezon yayınlandı ve “You” dizisinin 3. sezonu, 15 Ekim Cuma günü Netflix izleyicileri ile buluştu. Gelin, hali hazırda, ilk iki sezonuyla gönlümüzde kapkara bir taht kuran Joseph Goldberg’in sapkın dünyasında neler olup bitmiş birlikte bakalım…

Spoiler Alert!
Üzülerek belirtiyorum ki ele aldığım diziyi daha anlaşılır bir dille incelemek adına seyir keyfini bozacak unsurları açıklamak durumundayım. Eğer diziyi izlemediyseniz ve izlemeye niyetiniz varsa önce diziyi bitirmenizi ve sonrasında içeriği okumanızı öneriyorum.

Dizinin 2. sezonunun sonunda hayretler içerisinde karşı karşıya kaldığımız Love Quinn’in de sapkın bir katil olduğu gerçeğini henüz yeni sindirmişken, bir de bu iki soğuk kanlı katilin bebekleri olacağını öğrenmiştik. Yaşadıkları her sapkın heyecanla yaşattıkları her acıyı maziye gömüp yepyeni bir hayat kurmak için yaşadıkları şehirden daha küçük ve izole bir kasabaya taşınan Quinn-Goldberg çifti, izleyiciyi doğum sahnesi ile karşılamakta. Daha ilk sahneden Joe’nun iç sesiyle bizleri buluşturan yapım, ana karakterin gizemli ve sır gibi sakladığı ruh halinden pek bir şey kaybetmediğinin göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.  Anlayacağınız, ev değişir, şehir değişir ve hatta hayat da değişir fakat insan değişmez. Asla değişmediğine daha ilk sahneden şahit olduğumuz Joe’nun yaşadığı büyük hayal kırıklığıyla izleyici, dizinin atmosferine kaldığı yerden uyum sağlıyor ve bir kız babası olma hayali ile bekleyen Joe’nun suratına, doğan bebeğin cinsiyetinin erkek olması bir tokat misali çarpıyor. Uzun bir süre henüz yeni sahip olduğu bebeğiyle iletişim kuramayan Joe, ebeveyn olmayı, altından kalkamayacağı bir yük olarak görmeye başlıyor. Bu hayatta, kötü bir ebeveyn olmanın, insan öldürmekten daha korkutucu bir şey olduğu düşünen Joe’nun, son derece endişeli baba rolüne adapte olmasına adım adım şahit olan izleyici, nihayet bebek ile Joe arasındaki bağın var olduğuna bir kütüphane sahnesinde tanık oluyor. Bu sahneden sonra bebeği için her şeyi yapabilecek potansiyele sahip olan Joe, ailesini korumak adına söz konusu tehdit ne olursa olsun, bu tehdite sonuna kadar göğüs germeye hazır bir şekilde izleyiciyi selamlıyor. Şaşırtıcı ama bu tehdit kendisi ve sapkın arzuları olsa bile. 

Dizinin henüz ilk bölümünde, izleyicinin hikaye akışına yönelik tahminlerini yerle bir eden bir cinayet işleniyor. Ruh eşini bulmaya dair amansız arayışında, Love Quinn tarafından kandırıldığını hisseden Joe’nun, gözüne yeni birini kestirdiğine 2. sezonun sonunda hepimiz şahit olmuştuk. 32 yaşında, son derece alımlı bir kadın olan Natalie, Quinn-Goldberg çiftinin komşusu olarak izleyicinin huzuruna sunuluyor. Joe’nun dur durak bilmeyen arzularını, evli bir birey olmasının da dizginleyemediğini fark ettiğimiz ilk bölümde, ana karakterin gözünden kaçırdığı bir detay mevcut. En az kendisi kadar sapkın ve soğuk kanlı olan yeni eşi ve çocuğunun annesi Love Quinn, Natalie’nin icabına, beklediğimizden çok daha kısa bir süre de bakıyor ve olay örgüsü ilerlemeye başlıyor. Dizinin, Love’ın işlediği cinayetin ardından başladığını söylemenin yanlış olmayacağı gibi yan karakterlerin, çiftin hayatına yavaş yavaş sızdığını söylemek de yanlış olmayacaktır. Cinayetin, alışık olduğumuz ve oldukça planlı bir şekilde örtbas edilmesinin ardından işler, çiftimizin pek de istediği gibi gitmiyor ve Natalie’nin kocası oldukça detaylı bir araştırmaya koyuluyor. Bu esnada izleyici yepyeni bir karakterle daha karşı karşıya kalıyor ve Love üzerinden ilerleyecek olan hikâyenin de ana kahramanı ile tanışmış oluyor. Natalie’nin kocasının üvey oğlu olan üniversite çağındaki genç Theo, izleyici ile buluştuğu ilk sahnesinde Love karakterine olan ilgisini gözler önüne seriyor. Bu esnada kasabanın kütüphanesinde çalışmaya başlayan Joe’nun da yeni bir avı olduğunu söylemek yanlış olmaz fakat, ailesini ve bebeği Henry Forty Quinn Goldberg’i korumak adına kendi dizginlerini elinde tutmaya çalışıyor. Joe’nin kalbini, ruhunu ve tüm benliğini yeniden var eden Marianne karakteri, bekar bir anne olmasının yanı sıra eski bir uyuşturucu bağımlısı olmasının yol açtığı sorunlar ile başa çıkmaya çalışan bir kadın olarak izleyici ile buluşuyor. Joe’nin kendini dizginlemeye çalıştığından söz etmiştik fakat, bu konuda pek başarılı olamayacağı hepimizin tahmin edebileceği bir durum doğrusu.

 
Temel olarak bu karakterlerin çevresinde ve bu olay örgüsünde gelişen yeni sezonda hem yüzeysel hem de derin anlatım oldukça fazla. Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsünün, dizi evreninden soyutlandırılmadığı hikayede, aşı karşıtlığına olan net tavır, her fırsatta dile getiriliyor. Bundan bağımsız olarak, izleyici dizi boyunca ana karakter Joe’nun yetimhane yıllarını konu alan “flashback” sekanslarına şahit oluyor. Tam bu noktada, biz izleyicileri düşündürmesi gereken bir konu ile karşı karşıya kalıyoruz. Ebeveynkavramı ya da daha spesifik bir boyutta bahsetmek gerekirse anne kavramının, bir bireyin hayatında ne kadar etkili bir rol oynadığı, dizi aracılığıyla izleyicinin muhatap edildiği bir mevzu olarak karşımıza çıkıyor. Çocuk yaşta, yalnızca annesini kurtarmak adına işlediği cinayetten sonra yine annesi tarafından terk edilen Joe’nun, henüz küçük bir oğlanken yaşadığı travma, tüm hayatını etkiliyor ve yetimhane dahil olmak üzere ömrünün her döneminde eksikliğini yaşadığı anne sevgisini tamamlayabilecek bir kadın arayışına giriyor. 

Her seferinde hüsranla sonuçlanan bu girişim, çaresiz bir döngü hali alıp masum kadınların ölmesi ile sonuçlanıyor. İşin daha da kötü bir yanından bahsetmek gerekirse; hiçbir kadının, Joe’nin mahrum kaldığı anne sevgisini ona veremeyeceğini düşündüğümüz zaman cinayetlerin ve dahası katliamlarında Joe durdurulmadığı sürece son bulmayacağı gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Joe’nun da son derece farkında olduğu bu problem, Marianne karakteri ile daha da gerçek bir boyut kazanıyor ve Joe, “mother issues” adı altında Marianne duyduğu saplantılı hisleri aklayıp dizginlerini bırakıyor. Babalık görevini de yapamayacağı kaygısı bu temele dayanan Joe, Marianne ile hayalini kurduğu aile tablosunda, bebek Henry’e son derece güzel bir hayat sunup mükemmel bir baba olabileceği düşüncesine kapılıyor. Fakat, evdeki hesap asla çarşıya uymuyor ve Joe’nun, bu aşk ve hayallerini süsleyen gerçek aile için korkunç fedakarlıklar yapmaktan başka çaresi kalmıyor.

Yazımızın başında da bahsettiğimiz gibi stalk kültürünün merkezinde konumlanan dizi, takip kavramına da iki boyutlu bir soluk kazandırıyor. Hem sanal takip hem de fiziksel takip ile karşı karşıya kaldığımız diziyi, sanal takipten ve dolayısıyla sanal dünyadan bağımsız düşünmemiz neredeyse imkansız. Bunu da baz aldığımız zaman You dizisinde var olan sosyal medya ve hayatımızı nasıl yönlendirdiğine dair son derece sert bir eleştiriyi oldukça rahat bir şekilde fark etmek mümkün. Gerçek hayatların sahte yanılsaması olan sosyal medya, bireylerin olmak istedikleri ve hatta pazarlamak istedikleri kendilerini sergilemelerinin alternatif bir yolu olarak karşımıza çıkmakta. Muazzam bir örnekle bunu gözler önüne seren yapım, biz izleyicileri sıra dışı bir çiftle karşı karşıya bırakıyor. Tam anlamıyla sığ birer cinsiyet sembolü olan Sherry ve Cary, günümüz sosyal kadını ve modern bakımlı erkeğinin birer sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Çağa ayak uyduran yetişkin insanların, ilişkilerini bile sosyal medya ile var ettiği, hatta ve hatta yaşadıkları travmaları bile sosyal medyada pazarlanacak bir tecrübeye çevirdiği, izleyicilerin hayretler içerisinde şahit olduğu unsurlar arasında. Bu eleştiri ise bize şunu sorgulatmakta; Yaşadığımız ilişkiler ne kadar gerçek ve hatta “ben” ne kadar geçeğim…?

Fikrimce üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise toplumda işlenen cinayetlerin cinsiyeti. Natalie’nin ölümünden başlayarak işlenmiş olan cinayetlerin sorumlusunun daima erkek birey olarak düşünüldüğü toplumsal algı, dizide kendini son derece net bir şekilde göstermekte. Oysa ki, işlenen cinayetlerin çoğunun sorumlusunun son derece naif bir kadın olduğu gerçeği gün yüzüne çıktığında bile yalnızca kendi canının derdinde olan şahıslar tarafından hukuk ve adalet kavramı hiçe sayılıp her fırsatta yeniden inşa edilen “katil her zaman kocadır!” algısı, hikayenin atmosferini asla terk etmiyor. 

Hem psikolojik hem de sosyolojik anlamda birden çok malzemeyi barındıran You dizisi, 3. sezonuyla, saplantının ve sapkınlığın en korkunç boyutunu gözler önüne seriyor. Hem kadın hem de erkek bireyin oluşturduğu hayret verici bir saplantı zinciriyle karşı karşıya kaldığımız yapımda, çocukluk dönemini kötü geçiren bir insan psikolojisinin ne denli hasarlar yaratabileceği, oldukça açık bir şekilde gözler önüne seriliyor. Küçük yaşta yaşanan travmatik olayların biletinin ise yaşanılan olaylarla asla alakası olmayan masum insanlara kesilmesi, hayatın en dehşet verici gerçeklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Başkalarının masum duygularını, yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda, korkutucu bir şekilde suiistimal eden Love ve Joe, yalnızca kendi arzuları için koskoca bir dünyayı katledebilme potansiyeline sahip insanların birer sembolü olarak izleyici ile buluşturuyor. Daha korkutucu olanı ise yüzlerine yapışan muazzam maskenin bu kadar gerçekçi olması. Sanıyoruz ki kafalarda tek bir soru var sevgili okurlarımız. Yanımızdan geçen, tanıdığımız, sevdiğimiz ve belki de en yakınımızdaki insanın katil olmadığı ne malum…? Bizlere kazandırdığı yeni bir kaygı unsuru için You dizisine teşekkürlerimizi iletiyor ve neden olduğunu anlamlandıramadığımız bir şekilde 4. sezonu sabırsızlıkla bekliyoruz…
 
 

Yukarı Kaydır