Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Rüzgar Gibi Geçti: Amy Winehouse
BİYOGRAFİ

Rüzgar Gibi Geçti: Amy Winehouse

05 Oca 2022

2011 yılında henüz 27 yaşındayken Londra’daki evinde hayata gözlerini yuman Amy Winehouse’un trajik hikayesini hep birlikte hatırlamaya ne dersiniz? Tek hayali müzik yapmak olan ve yıllar boyu aslında yardım çığlıkları atmış olan Amy’nin kısa süren ama başarılarla dolu olan müzik kariyerinden, onu bu büyük çöküşe sürükleyen aşk hayatına kadar tüm detaylara göz atıyoruz.

4 Bardak
Maalesef ki bugün pek çoğumuz onu 2011 yılında 12 gün sürmesi beklenen Avrupa turnesinin ilk konseri olan Belgrad’daki tavırlarıyla hatırlıyoruz. Sahneye geç çıkan, sarhoşluktan ayakta duramayan, şarkılarının sözlerini hatırlayamayarak grubundan yardım isteyen hatta zaman zaman da grubunu sahnede tek başına bırakıp ortadan kaybolan ve sonunda da seyircinin yuhalamalarına maruz kalıp alay konusu haline gelen muhteşem bir ses…

Adeta her şeyin korkunç bir şekilde geliştiği bu konser, elbette unutulacak gibi değildi; ancak benim ve benim gibi birçok insan için bu konseri unutulmaz kılan bir diğer sebep de Belgrad konserinin ardından gerçekleşecek İstanbul konserinin de iptal edilmiş olmasıydı. Pek çok insan gibi çok sevdiğim, hayranı olduğum ve belki de sadece bir kez onu canlı dinleme fırsatını elde etmiş olacağım konser iptal edilmişti ki öyle de oldu ve bir daha hiçbirimiz Amy Winehouse’un muhteşem sesini canlı dinleme fırsatını yakalayamadık. Olaylı Belgrad konserinin üzerinden daha 1 ay geçmişti ki Amy, 23 Temmuz 2011'de Londra'daki evinde alkol zehirlenmesi sebebiyle hayatını kaybederek 27’ler Kulübü’ne katıldı. Daha da üzücü olansa Amy’i bu noktaya sürükleyen onca şeyin, aslında belki de bazı müdahalelerle önlenebilecek olmasıydı. 

Amy’nin müziğe olan ilgisi ve yeteneği henüz daha çocukken bile fark ediliyordu. 1983'te taksi şoförü Mitch Winehouse ve eczacı Janis Winehouse'un çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi caz müzisyenleriyle dolu olduğu için de çocukluk yılları hep müzikle dolu olarak geçti. Pek çok farklı müzik türüne maruz kaldı ve on yaşındayken Sweet 'n Sour rap grubundan esinlenen Salt-N-Pepa'nın bir üyesi oldu. 12 yaşına geldiğinde, prestijli Sylvia Young Tiyatro Okulu'nda yer almayı başardı ancak maalesef ki 16 yaşında bu okuldan kovuldu. Kovulmasının sebebiyse asi tavırları ve burnunun dikine gitmeyi sevmesiydi. Yani, özgür ruhlu Amy, sınırlandırılmaya tahammül edemiyordu. Hatta bir röportajında bunu kendisi de “Derslerde kapa çeneni denmeden şarkı söylemek… İnsanların sesimi duymasını ve beş dakikalığına dertlerini unutmasını istiyorum.” sözleriyle dile getirmişti. 

13 yaşında ilk gitarını alan ve 14 yaşından itibaren şarkılar yazmaya başlayan Amy’nin hayatı, 16 yaşındayken bir arkadaşının ses kaydını caz vokalisti arayan bir müzik şirketine vermesiyle değişmeye başlamıştı. Çünkü bu gelişme, Amy’nin ileride 19 yaşına geldiğinde imzaladığı ilk plak anlaşmasına yol açacaktı.
 
2003'te ilk albümü Frank'i çıkaran Amy, bu albümle İngiltere başta olmak üzere dünyanın pek çok farklı yerinde müzikseverlerden olumlu eleştiriler ve övgüler almıştı. Tabii Ivor Novello Ödülü de dahil bazı büyük başarı ve ödül de bu övgüleri takip etmişti. Ancak bu sıralarda Amy “parti kızı” olarak ün salmaya başlamıştı bile. Çünkü bu dönemlerde onu derinden etkileyen büyük bir olay yaşanmıştı. Aynı zamanda bir şarkıcı olan ve torununun sanatsal hayallerini sonuna kadar destekleyerek koruyucu bir güç gibi yanında olan büyükannesi Cynthia, hayata gözlerini yummuştu. Büyükannesi ile arasında derin ve güçlü bir bağ olan Amy, bu kaybın ardından, onu yakından tanıyanların da söylediği üzere, ilk sert darbeyi almış ve onu çöküşe sürükleyen süreç de böylelikle başlamıştı.
İngiliz müzik listelerinde 3 numaraya kadar yükselen albümle Amy Winehouse'un hayali gerçek oluyor gibiydi. Ancak hep hayalini kurduğu başarıyı elde etmeye başlamış olmasına rağmen, giderek büyüyen izleyicisinin önünde mutlu olmaktansa daha da endişeli hissetmeye başlamıştı. Özgürlüğüne düşkün olan Amy, bu sıkışmışlık hissinden kurtulmak için zamanının çoğunu Londra’nın Camden bölgesindeki yerel başlarda geçiriyordu ve işte gelecekteki kocası Blake Fielder-Civil ile de o barlardan birinde tanışmıştı. Fielder-Civil'le olan çok sorunlu ilişkisi, çöküşünü hızlandıran ikinci büyük darbe olacaktı.
 
Yakınlarının anlattıklarına göre Amy, Fielder-Civil'e anında aşık olmuştu ama çevresindekiler onun bu yeni ilişki konusunda oldukça tedirgindi, çünkü Fielder-Civil'in pek çok zararlı alışkanlığı bulunuyordu. İlk menajeri Nick Godwyn, "Amy, Blake ile tanıştıktan sonra bir gecede değişti. Sesi tamamen farklı geliyordu. Kişiliği daha da mesafe kazanmıştı ve bu durum bana kullandığı uyuşturucular yüzündenmiş gibi geldi. Onunla tanıştığımda uyuşturucu kullanıyordu ama daha ağır ve kimyasal uyuşturucu kullananları aptal olarak değerlendiriyor, onlara gülüyordu.” diye anlatıyordu. Fielder-Civil de ilerleyen yıllarda Amy’i daha ağır ve kimyasal uyuşturuculara alıştıranın kendisi olduğunu kabul edecekti. 

Bir süre bir dargın bir barışık devam eden bu ilişki Fielder-Civil’in bir gün Amy’i terk etmesiyle bir süreliğine sona ermişti. Ancak zaten ünle baş etmekte zorlanan ve bir süredir başı magazincilerle dertte olan Amy, aşk acısıyla baş etmekte pek de iyi değildi. Öyle ki alkol ve uyuşturucuya olan bağımlılığı bu süreçte gün geçtikçe arttı. İçinde bulunduğu korkunç ve zorlu durum, 2006 yılında ona daha da fazla ün getiren Back to Black albümündeki şarkıların sözlerinden bile anlaşılıyordu. İkinci albümü Back to Black'in 2006'da onu uluslararası bir üne kavuşturmasının ardından dizginler gerçekten kopmuştu. Ancak bu başarı ve ün Fielder-Civil’i Amy’e tekrar döndürdü ve ikili 2007 yılında Florida’da evlendi. 
Tabii bu evlilik Amy’i her geçen gün daha da kötü etkilemeye devam etti ve iki yılın sonunda, uyuşturucu bulundurmadan, fiziksel saldırıya kadar pek çok sebepten defalarca karakolluk olan Fielder-Civil’in tutuklaması ile sona erdi. Başı magazincilerle gün geçtikçe daha büyük derde giren Amy, baskılara dayanamıyor, sokaklarda daha agresif tavırlar sergiliyordu. 2007 yılı geldiğinde henüz 24 yaşındayken 6 Grammy adaylığı elde etmiş ama başarıdan çok umutsuzluğuyla ve hem fiziksel hem de ruhsal çöküntüleriyle gündeme gelir olmuştu. 

Back to Black albümü Amy’nin rehabilitasyona gitmeyi reddettiğini, hatta babasının bu kararı desteklediğini de ortaya çıkarmıştı. Zorlu bir mücadelenin ardından 2008 yılında uyuşturucu alışkanlığından kurtulmuş olduğu açıklansa da maalesef alkol bağımlılığı Amy’nin peşini o kadar kolay bırakacak gibi görünmüyordu. Pek çok kez rehabilitasyona gitmişti ancak bir türlü kurtulamıyordu. Üstelik artık tek sorunu alkol de değildi, zaman içerisinde bir tür yeme bozukluğu olan bulimia hastalığı da baş göstermişti. 

2009 yılında Fielder-Civil ile olan evliliği sona ermişti ancak Amy’nin başarılarıyla parlayan yıldızı da yavaş yavaş soluyor gibiydi. Herkesin heyecanla beklediği Coachella performansı da dahil peş peşe gelen konser iptalleri ve sahneye çıktığında, şarkı sözlerini unutmadan veya düşmeden zar zor performans sergileyebildiği anlar gün geçtikçe artıyordu. Bu süreç neredeyse 2011 yılına kadar böyle devam etmişti. Amy’nin ölümünden tam bir ay öncesine denk gelen Avrupa turunun ilk konseri, yani unutulmayan Belgrad konseri de aslında onun geri dönüşünü simgeleyecekti ki tam bir felaket olarak tarihe geçmiş oldu. 

Bu arada Amy’nin doktoru Christina Romete aylardır onu terapiye sokmaya çalışıyordu; ama Romete'ye göre Amy her türlü psikolojik terapiye karşıydı. Bu yüzden de doktoru fiziksel sağlığına odaklandı ve alkol yoksunluğu ve kaygıyla baş etmesi için Amy’e ilaçlar yazdı. Ne yazık ki Amy bu plana uymayı ve alkolden uzak durmayı başaramadı. Doktorunun aktardıklarına göre Amy onu son kez 22 Temmuz 2011'de, ölmeden önceki gece aramıştı. Doktor, Amy’nin telefonda "sakin ve biraz suçlu" olduğunu, özellikle de ölmek istemediğini söylediğini aktarmıştı. Bu görüşme sırasında Amy’nin, 3 Temmuz'da ayık kalmaya karar verdiğini, ancak birkaç hafta sonra 20 Temmuz'da tekrar alkol tüketmeye başladığını öğrenmiş, kendisinin zamanını boşa harcadığı için Amy’nin ondan özür dileyerek telefonu kapattığını söylemişti. 
Böylelikle 2011 yılının 23 Temmuz günü, belki de gelmiş geçmiş en yetenekli insanlardan biri olan Amy Winehouse, aramızdan ayrılıp 27’ler Kulübü’ne katılmış oldu. Ardında da yıllardır bıkmadan dinlenen birbirinden güzel şarkılar ve bir o kadar da trajik bir hayat hikayesi bıraktı.  
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?