Rota Oluşturuldu: Smithsonian Müzeleri
SEYAHAT

Rota Oluşturuldu: Smithsonian Müzeleri

Bugün rotamızı, hemen hemen herkesin rüyalarını süsleyen Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington DC’ye çeviriyor ve kültürel açıdan oldukça tatmin edici bir geziye çıkıyoruz. Oldukça yaşlı bir ailenin 4 üyesini ayrı ayrı ziyaret edeceğimizi hatırlatıyor ve bu yolculuğun biraz uzun sürebileceği konusunda sizleri önden bilgilendirmek istiyoruz. Ama lütfen gözünüz korkmasın çünkü emin olduğum tek şey, yolculuk bittikten sonra bu seyahati gerçek kılmak adına neler yapabileceğinizi araştırmak olacak. Şimdiden keyifli okumalar…

Editör :Yağmur Ergu
Yayın Tarihi :11 Oca 2022
Süre :3 Bardak

Tarih, bilim, sanat ve doğal yaşam tutkunları bir araya toplamayı başaran Smithsonian Müzeleri her türlü seyahat severin ağzına layık olacak, birbirinden farklı deneyim fırsatları ile yerli ve yabancı ziyaretçilerini kucaklıyor. Eğer meraklı bir tarih tutkunuysanız, geçmişe son derece gerçekçi bir şekilde tanık olacağınız Amerikan Tarihi Müzesi, hali hazırda ziyaretçilerini beklerken, “Yok ben tarihle yetinemem, bana doğal yaşam da lazım!” diyenler için bir taşla iki kuş vuran Doğa Tarihi Müzesi sizler için kapılarını aralamış durumda. Fakat, “Bunlar bana hitap etmiyor, yok mu şöyle daha rasyonel bir şeyler…” diyen bir bilim tutkunuysanız, Havacılık ve Uzay Müzesi aradığınız her şeyi bulmak için biçilmiş kaftan doğrusu. Bunların hiçbirinden tatmin olmayacak sanat tutkunları ise sıkı dursun çünkü bu bir hayli yaşlı aile sizler için, sahip olduğu son derece geniş arşivli bir Ulusal Sanat Müzesi’ne tanık olma fırsatı da sunuyor. Anlayacağınız hiçbir seyahat tutkununu kırmayan Smithsonian Müzeleri’nde, herkese hitap edecek kültürel materyaller mevcut. Peki, ya bu mevcutluk nasıl sağlandı dersiniz? Sıra geldi, Smithsonian Müzeleri’nin doğuşundan bahsetmeye…

Bu meseleyi, az önce bahsi geçen müzelerin isim babasından başlayarak anlatmak fikrimce en doğrusu olacaktır. 1800’lü yılların hakim olduğu dönemlerde, son derece varlıklı bir İngiliz ailesinin gayri resmi yani üvey çocuğu olan James Smithson, hayatını seyahat etmeye adayan ve neredeyse tüm hayatı boyunca seyahat eden, varlıklı bir İngiliz vatandaşıydı. Dünyanın her yerini gezmişti gezmesine ama bir bölgeye daha önce hiç ayak basmamıştı. Amerikan topraklarını daha önce hiç görmeyen James Smithson, son derece ani bir kararla, ilk Amerika olmak üzere bu haberi duyan herkesi hayrete düşürecek bir hamlede bulundu. Nedeni nedir hala bilinmez fakat, şaşırtıcı bir kararla servetinin yüklü bir bölümünü ABD’ye bağışlayan Smithson, bunu neden yaptığını hiçbir zaman resmi olarak açıklamadı. Her şeye bir kılıf uydurmayı seven insanlar, o dönemde de aynıydı ve elbette ki durmadılar. Dedikodulara göre James Smithson, ya babasının mirasını reddetmek istemiş ya da Amerika’nın demokrasi tecrübesine duyduğu hayranlıktan ötürü böyle bir bağış gerçekleştirme kararı vermiş.
Yaptığı bağışla, Amerikan Federal Bütçesi’nin 1/66’sını oluşturan James Smithson, paranın nasıl kullanılacağına dair hiçbir istek belirtmeyerek aradan çekilmiş. Yüklü bir bağışla kalakalan Amerika Devleti’nin, uzun yıllar boyunca parayı nasıl değerlendirmesi gerektiği konusunda karasız kaldığı bilinenler arasında. Elbette ki siyasetçiler arasındaki fikir ayrılıkları bu kararsızlığı oldukça tetiklemekteydi. Kimi siyasetçilere göre İngiltere’den gelen bu paranın reddedilmesi gerekiyorken, kimilerine göre de bu yüklü miktarın devlete fayda sağlayacak bir yatırıma dönüştürülmesi gerekiyordu. Takvimler 1846 yılını gösterdiğinde ise nihayet ortak bir karara varılmıştı. James Smithson yaptığı bu yüklü bağışla Smithsonian Enstitüsü kurulacak, müze ve araştırma kompleksi formunda olacak ve bu devasa proje Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington DC’de yer alacaktı. Enstitü kuruldu ve bu çok yönlü macera, ziyaretçilerine kapılarını açmaya başladı.
 

Devasa Smithsonian Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri’nin en çok rağbet gören kültürel lokasyonları arasında yer alıyor. Ülkenin başkentinde yer alan enstitü, toplamda 19 müze, 9 adet araştırma merkezi ve 1 adet hayvanat bahçesinden oluşmakta. Yılın her dönemi ziyaretçilere kapısı açık olan bu enstitü, yıllık verilere göre 30 milyon ziyaretçi kapasitesine sahip. Sergilenen eser ve materyal sayısı ise dudak uçuklatacak miktarda! Yaklaşık 140 milyon objeden oluşan devasa arşiv objesi ile ziyaretçisine bambaşka bir dünya vadeden Smithsonian Enstitüsü, adeta geçmişe aralanan bir kapı işlevi görmekte. Her ilgilinin kendini tatmin edebileceği birden fazla şey bulabileceği enstitünün sahip olduğu ana müzelerden biraz daha detaylı bahsetmeye geldi sıra. Doğa Tarihi Müzesi, Havacılık ve Uzay Müzesi ve tabii ki Amerikan Tarihi Müzesi’nden oluşan büyük kompleks, sizlerin de anlayabileceği üzere birden fazla alana ışık tutuyor. Peki, bu müzeler insanlara başka neler vadediyor olabilir?

Amerikan Tarihi Müzesi, Amerika’nın köklü tarihinde olan biten birçok şeye şahit olabileceğiniz geniş bir yelpaze sunmakta. Bu çok da geçmişe dayanmayan ama bir hayli köklü olan tarihte yaşanan birçok spekülatif olayın materyallerine rastlayabileceğiniz müze, aynı zamanda interaktif bir ortam sunarak hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap eden bir atmosfere sahip. Doğa Tarihi müzesi ise Amerikan Tarihi Müzesi’nin hemen yanı başında konumlanmakta. Amerikan Tarihi Müzesi’nden sonra enstitünün en popüler ikinci müzesi olan Doğa Tarihi Müzesi’nde son derece rasyonel bir bakış açısı hakim. Darwin’in Evrim Teorisi baz alınarak oluşturulan müze, bu teori ışığındaki obje ve materyallerin sergilenmesine ortam hazırlamakta. Hem çocuklar hem de yetişkinler için oldukça ilginç bir atmosfer yaratan Doğa Tarihi Müzesi’nin, çocukların 1 numaralı tercihi olduğunu söylemek mümkün. Havacılık ve Uzay Müzesi ise Amerika’nın uzaya dair tüm girişimlerinde kullanılan önemli ve tarihi materyallerinin sergilendiği müze olarak ziyaretçilerine hizmet vermekte. Müze kapsamında IMAX sinema, bir gözlemevi ve gözetleme kulesi de mevcut. Buna ek olarak müzenin hediyelik eşya kısmında birbirinden ilginç birçok obje satın alabilirsiniz. Geldik, devasa kompleksin en naif oluşumu olan Ulusal Sanat Müzesi’ne. Yıllık verilere göre 5 milyon ziyaretçi kapasitesine sahip olan Ulusal Sanat Müzesi, oldukça geniş sanat koleksiyonuyla, ziyaretçilerine hem tarihi hem de sanatsal bir yolculuk vadediyor. Müze toplam da 109 bin esere sahip olsa da bu eserlerin hepsinin aynı anda sergilenmesi imkansız. Bundan dolayı müzede, yalnızca belirli eserlerin aynı anda gösterilebildiğini söylemek mümkün. Bu müzenin en keyifli yanlarından biri ise pazar akşamları gerçekleşen mini konserler. Önce sanatsal bir gezinti sonrasında da eğlenceli bir konsere kim hayır diyebilir ki?
 
Eğer siz de Washington’da hem eğlendirici hem de öğretici bir gezinti yapmak isterseniz, rotanızı kesinlikle Smithsonian Müzeleri’ne çevirmelisiniz. Bu büyülü dünyaya hayran olacaksınız, bizden söylemesi…
 
 
 
Yukarı Kaydır