SCOPE

Nihilistik Hezeyanlara Teslimiyet: Cotard Sendromu

Daha önce hiç kendinizi çevrenizden, toplumdan ve hatta dünyadan soyutlanıyormuş, tüm benliğiniz ‘varlık’ kategorisinden dışlanıyormuş ve çekilip alınıyormuş gibi hissettiniz mi? Adına ister bunalma, ister yorulma ya da isterseniz depresyon deyin; bazen psikolojik kondisyonumuz öyle fena iflas ediyor ki içerisinde yaşamakta olduğumuz koca dünyaya sığamıyor ya da kendimizi oraya ait hissedemiyoruz. Bu, başlı başına bir felaket senaryosu olabiliyorken bunun daha beteri bir durumun da pekala yaşanabiliyor olması tüylerimizi diken diken ediyor. Ölmek isteyen insanı duyduk, gördük ve biliyoruz; peki, ölü olduğunu düşünenle hiç karşılaştık mı? Hiç sanmıyoruz.

Yayın Tarihi :20 Ağu 2021
Süre :1.5 Bardak

Nadir rastlanılan bir psikolojik durum; ancak kanlı canlı bir şekilde karşımızda duruyor olmasına rağmen varlığını reddeden insanlar var. “Yürüyen Ceset Sendromu” ya da yalnızca “Ceset Sendromu” olarak da bilinen bu akıl hastalığı, ilk olarak 1880 yılında Jules Cotard isimli bir nöroloji uzmanı tarafından keşfediliyor, bu nedenle hastalık yaygın olarak “Cotard Sendromu” adıyla tanınıyor. Cotard sendromuna sahip insanlar, kendilerinin ölü olduğuna ve çürümeye başladıklarına; hala kullanıyor olmalarına rağmen kollarının, bacaklarının ve hatta iç organlarının olmadığına inanıyorlar. Bu ilginç ve tüyler ürpertici hastalığın, kurbanlarını daha çok 40 ila 60 yaşlarındaki kadınlar arasından seçtiği söyleniyor.
“Madam X” olarak bilinen 43 yaşındaki bir kadın; beyninin, sinirlerinin, göğüslerinin, karnının ve bağırsaklarının olmadığını iddia ederek Jules Cotard’ın kapısını çalıyor. Sendromun keşfedilmesini sağlayıp ilk vaka olarak kayıtlara geçen kadının, gerek duymadığı için yemek yemeyi reddederek en nihayetinde açlıktan öldüğü biliniyor.

İnsan psikolojisinin sınırları olmadığını gösteren, belki de en ilginç ruh sağlığı bozukluklarından biri olan sendrom, bizlere, ‘gerçeklik’ olarak algıladığımız şeylerin beynimiz tarafından nasıl üretildiğini sorgulatarak bir hayli ilgi çekiyor. Psikoz ve depresyonun oldukça ileri seviyelerinde nadir ortaya çıkan bir semptom olarak görülen bu durum üzerinde yapılan fazla bir araştırma yok, zira zaten az görülen bir hastalık olmasına rağmen zamanla karşılaşılma oranının daha da azaldığı söyleniyor. Yapılan birkaç araştırma bu semptomların, beynin yüz tanıma ve duygusal tepkiler ile bağlantılı kısımlarında meydana gelen problemler neticesinde ortaya çıktığını iddia ediyor. Genellikle klinik depresyon, derealizasyon, beyin tümörü ve migren gibi hastalıklardan şikayetçi insanlarda rastlanılan bir durum olduğu da söyleniyor.
Cotard sendromunun dünyada bilinen yalnızca 200 vakası olduğu söyleniyor.

"New York Yanılsamaları"
Cotard sendromuna sahip hastaların birçoğunun, ölü olduklarını kanıtlama amacıyla intihar ettiği biliniyor. Kimisi, ölü olduğunu ve bir an önce gömülmesi gerektiğini düşünerek çevresindekilerden kendilerini diri diri gömmelerini dahi istiyor. Antidepresan, duygu durumu düzenleyici ilaçlar ve çeşitli birkaç tedavi yönteminin varlığından söz edilebilse de hastaları durumundan tamamen kurtaracak bir çözüm yolunun varlığından bahsetmek maalesef mümkün olmuyor. Sendromun altında yatan nedenleri araştırma ve hastaya bir nebze de olsa yardım sunma amacıyla yapılan terapiler de bulunuyor. Toplumda oldukça az rastlanılan bir durum olduğu gerekçesiyle günümüzde Cotard sendromu üzerine herhangi bir araştırma yapmanın gerekli görülmediği düşünülüyor. Dolayısıyla uzmanların, merceklerini bu sendromdan ziyade daha sık rastlanılan ve herkes tarafından bilinen depresyon, bipolar bozukluğu ve şizofreni gibi hastalıklara yöneltmeyi tercih ettiğini söyleyebiliriz.
Başımıza ya da tanıdığımız herhangi birinin başına gelmesi ihtimali bir kenara, sendrom hakkında birkaç okuma yapmak bile tüylerimizi diken diken ediyor doğrusu. Sanıyoruz bundan sonra yalnızca hayatta olduğumuz için değil, hayatta olduğumuzun farkında olduğumuz için de şükredeceğiz.
Yukarı Kaydır