Metalaştırılan Kadın Bedeni
KADIN KAFASI

Metalaştırılan Kadın Bedeni

Bugün en önemli toplumsal meselelerden birini cinsiyet eşitsizliği oluşturuyor. Kadın ve erkek eşit bir zeminde buluşamadığı gibi kadınlara yönelik ayrımcı uygulamalar her alanda artarak devam ediyor. Yaratılan “öteki” algısı psikolojik ve fiziksel şiddeti, baskıyı, tacizi beraberinde getiriyor. Böylesi bir sonucun toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile yakından ilişkisi bulunuyor. Erkekliğin kutsallaştırıldığı bir sistemde güç ve kontrol ilişkileri de hayatın her alanında etkili oluyor. Bunun bir parçasını da çalışma yaşamı oluşturuyor. Özellikle kadın emeğinin değersizleştirildiği çalışma alanı, kadınlara yönelik toplumsal algının meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir düşünceye hizmet edebiliyor. Medya sektöründe çalışan kadınların taciz başta olmak üzere karşılaştığı pek çok sorun da bunun en somut örneğini oluşturuyor. O halde, medyadaki kadın çalışanların sorunlarına eğilerek kadına yönelik tacizin medya sektöründeki yansımalarına daha yakından bakalım.

Yayın Tarihi :17 Eki 2021
Süre :2 Bardak
Medya sektörü toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddetli yaşandığı alanların başında geliyor. Toplum tarafından kadına biçilen roller bu şiddeti gün geçtikçe artırıyor. Her türlü çalışma alanında yer alan kadınlar erkek egemen anlayış sebebiyle medya sektöründe de pek çok zorlukla karşılaşıyor. Şu cümleyi yakından tanıyor olmalıyız: “Kadın dediğin evinde oturur ve annelik yapar”. Bu cümle cinsiyetlere yönelik toplum tarafından biçilen rollerle yakından ilişkili. Böylesi bir algı kadının diğer sektörlerde olduğu gibi medya sektöründe de “yer almaması” gerektiğini vurgularken “yer alırsa da pek çok şeye razı olacak” düşüncesini normalleştiriyor. Hatta medya sektörü belki de diğer pek çok alana göre daha çok “erkek işi” olarak görülüyor. Yani kadın medya çalışanları “zaten burada olmaması gerekiyor” yanılsaması ile her türlü fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalabiliyor. Özellikle, kadın bedeninin metalaştırıldığı bir sistemde kadınlar “ekranları süslemek adına” adına kullanılıyor.  


Metalaştırılan kadın bedeninin doğurduğu en önemli sonucu ise kadına yönelik taciz ve şiddet oluşturuyor. Örneğin işe alım süreçlerinde kadınlar yeteneklerine veya eğitimlerine değil dış görünüşüne göre değerlendiriliyor. Kadın medya çalışanlarının sorunlarına yönelik bir araştırmada düşüncelerini ifade eden Meltem “Biz bunu iş alırken hep yaşıyoruz. Kadınları kullanıyorlar. Hoş, mini etekli sarışın kızlar. Ajansların bir iki tane böyle kadın çalışanı vardır. Görüşmelere onları gönderirler.” diyor. Bir diğer katılımcı Burcu ise “İşe, güzel, iyi görüntü veren kızlar alınır. Hepsinin kıyafetine, saçına karışılır. Metinler yazılıp promterdan okutulur. Haberi yazana, birikimi olana ise onlar kadar kıymet verilmez.” diyerek özellikle kadına yönelik tacizin arka planına yönelik ciddi ipuçları veriyor. 

Bir başka araştırma, medya sektörü içindeki kadına yönelik tacizin durumunu gözler önüne sermeye yetiyor. Öyle ki, medyada çalışan kadınlar için bu mesleği zor kılan en önemli faktör olarak yüzde 20,27 ile ilk sırada taciz geliyor. Medyada çalışan kadınların yüzde 95’inin sektörde tacizin var olduğunu söylemesi ve yüzde 94’ünün de tacize uğramış olan en az bir kişiyi tanıdığını belirtmesi araştırmanın diğer sonuçları arasında yer alıyor. 

Bugün dünyaca ünlü medya şirketlerinde dahi kadın çalışanlara yönelik taciz davaları bulunuyor. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz yıllarda Miramax film stüdyolarının ve Weinstein yapım şirketinin kurucularından olan ünlü yapımcı Harvey Weinstein 70'i aşkın kadın tarafından cinsel taciz, kötü muamele ve tecavüz ile suçlandı. Taciz ve tecavüze uğrayan kadınların çoğu kendi medya şirketi içinde yer alan kadın çalışanlardan oluşuyordu. Yine geçtiğimiz yıllarda ABD’nin medya devi CBS’nin (Columbia Broadcasting System68 yaşındaki CEO'su Les Moonves’ın 6 kadına cinsel istismar uyguladığı ortaya çıktı. İstismara maruz kalan kadınların çoğu yine medya çalışanıydı. Dünyaca ünlü Fox News medya şirketinde uzun yıllardır yöneticilik yapan Roger Ailes kadın çalışanları taciz ettiği kanıtlarla ortaya çıktı. Tacize uğrayan kadınlar medya şirketinin çalışanlarından oluşuyordu. 

Bugün, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en şiddetli sonuçlarını medya sektörü içinde görebiliyoruz. Sistem tarafından belirlenen “güzellik algısı” medya alanı içinde çalışan kadınların ayrımcı uygulamalara artan oranda maruz kaldığını gösteriyor. Ürettiği içeriklerle kadın bedenini metalaştıran ve kadın emeğini değersizleştiren medya, kadın çalışanlarını da içeriklerine hapsetmeye çalışıyor. Bu noktada farkına varmanın ve dayanışmanın değerini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Kadınların yaşadığı sorunların bireysel değil toplumsal bir niteliğe sahip olduğunu ve hepimizin bu sorunlardan tek tek sorumlu olduğunu da unutmamamız gerekiyor…

Bu içerik oluşturulurken "Toplumsal Eşitsizlikler ve Kadın Emeği: Medya Endüstrisi Üzerine Bir Araştırma" makalesinden yararlanılmıştır.
Yukarı Kaydır