Pexels
SCOPE

Korkma! Kuantum Korkunun Kokusunu Alır

‘Köpekler korkunun kokusunu alır’, derler. Sanki insanlar da alıyor… Hatta tüm evren, görünenin ötesinde, korkmadan kendini yaşayanlar üzerinden dönüyor. Bunu kabul etsek bile, yer yer parçalı bulutlu bir güven göğünün altında, arada cesarete bürünüp, arada tir tir titriyoruz... Belki de böyle bir şeyi tümden reddediyoruz. Hayata, tam bir güven oluşturamadıktan sonra tutunduğumuz her dal sarsak değil midir ama..? Hem bu, ‘korkunun kokusu’nun menzili nedir, nerelerden duyulur? Gelin, birlikte izini sürelim!

Editör :Simay Vardar
Yayın Tarihi :10 Haz 2021
Süre :3 Bardak

Pexels
Bilinmezliğin Aşinalığı

Bırakalım uzayın bir diğer tarafını; insanlığımız, hala denizlerin derinliklerini keşfedememişken hayat hakkında bir şey bildiğimizi söylememiz abesle iştigal. Bulunduğumuz şu dolu boşluk hakkında söyleyebildiğimiz şeyler eğer materyal bir düşünce sistemine sahipsek bizi kısıtlı bırakır. Bir kutunun içinden boğuk sesimizle konuşuyor gibi evren hakkında teoriler üretiriz. Fizik yasaları bağlamında inandığımız sistem, bundan 150-130 sene öncesine kadar, yaşayışı tamamen maddeye yönelik kanunlarla tanımlarken; neyse ki, Einstein ve Bohr’un bilimsel atışmaları ve Heisenberg öncülüğünde evrenimiz hakkında biraz olsun daha bilgiye sahip olabilmeye başladık.

Einstein, E = mc2 diyerek yeri yerinden oynattı ve bilinmez; belki de materyal bilgiyle asla bilinemeyecek olana, en dokunabildiğimiz yerden, fiziğin yasalarından bir kapı açtı. Bu çok basit gibi görünen 3 harflik bir formülle yaptı bunu. Peki ne anlama geliyordu bu? Formüldeki ‘E’ harfi enerjiyi simgeliyordu. Einstein demek istedi ki, kütle (m), ışık hızıyla ters orantılıdır ve bunun ışık hızının (c) karesiyle çarpımı da enerjiyi temsil eder. Bu fizik ve metafiziğin köprüsü durumundaki formül, bilimsel olarak da ‘enerji’yi kanıtladı. Bu şekilde de enerjinin, mekanik sistemler dışında göremediğimizin varlığı ve bizi etkileyebilecek durumda oluşu, bilimsel bir gerçek haline geldi. Spiritüel mecralarda dönen ‘enerji’ sohbetleri, ne kadar yoruma açık olsa dahi, sarsılamaz bir temelden bilimselliğine kavuştu bu şekilde. Hepimiz aşinayız artık bu kelimeye. Peki, kelimeye aşina olsak da içerik bize ne vadediyor? Hala pek bir fikrimiz yok gibi…

Pexels
Köpekler ve İnsanlar

‘Köpekler korkunun kokusunu alır, korkma!’, derler. Eğer bir köpek ya da herhangi bir hayvana fobiniz varsa bunu daha iyi anlarsınız… ‘Korkma!’, demek aslında bizi daha çok korkutur, korkmamamız gerektiğini düşünmek bile korkuyu misafir eder sanki. Peki, sadece köpekler mi korkunun kokusunu alır? Peki, ya insanlar? Biz de korkunun ya da güvenin kokusunu alırız aslında. Hiç dikkat ettiniz mi? Bazı insanların üstüne çok gidilir, bazısı ile konuşmasak dahi bir adım gerisinde durmak isteriz. Tabii, bu birinin korkutucu ya da pısırık olduğu anlamına gelmez. Fakat bizi ürküten ya da kışkırtan yanları olabilir insanların. Bizim ona karşı hissimiz bazen onda da başka bir yeri uyarır ve bum! Garip bir dengenin içinde, bazı insanlardan laflarımızı sakınır; bazısına da takılır, şakadan da olsa üzerine gider gibi bulabiliriz kendimizi.
Fobik durumlarımızı, sadece kedi ya da köpek korkusu diye birkaç kelimeye sığdıramayız. Belli tipte insanlardan çekinmemiz bile aslında hayatımızı temelden sarsmayabilir. Fakat, yaşamaktan, girişken olmaktan ve kendimizi deneyimlemekten korkmak bizi hayattan geride tutan çok önemli bir faktördür. Fark ettiniz mi? Korktuğumuz da her zaman başımıza gelir. Herkesin korkusu farklıdır ve herkesin başına da o spesifik korkusu gelmeye daha meyillidir. Garip değil mi? Sanki kimseye söylemesek de derin korkularımızı biri duyuyor ve üzerimize geliyor gibi… Belki de bu bizim yaratımımızdır? Evren yasası dediğimiz, en gelişmiş bilgimizle enerji olarak tanımlayıp formülize ettiğimiz bu yasa, alt metninde; biz, yüksek ya da düşük (sevgi ya da korku içerikli) frekansta ne hissediyorsak o enerjiyi/durumu bize getiren nitelikte gibi gözüküyor…

Pexels
Korkunun Kokusu ve Evrenin Burnu

Einstein, genel göreliliği sadece E = mc2 formülü ile tanımlamıyor. Onu anlamamız için bize önermeler de sunuyor. Zira sunması lazımdı; çünkü, enerji yasası sadece elmanın yere düşmesi gibi bizim de algılayabileceğimiz ve kolayca bir cümlede tanımlayabileceğimiz bir mefhum değil hani... Hele bundan 100 sene önce hiç değildi. Dedi ki, ‘Elinizi 1 dakika yanan bir fırının içinde tutarsanız bu size bir ömür gibi gelir; fakat, güzel bir kadınla 1 saat süren bir buluşma size 1 dakika gibi gelecektir.’ Her şey görecelidir. Einstein’ın önermesinde geçen ‘güzel bir kadın’ tanımı bile göreceli bir kavram hatta. 200 derecede yanan fırın ise hemen hepimiz için aşırı sıcaktır ve elimizi sokmak hatta fırının yanına yaklaşmak bile istemeyiz.

Pexels
Peki, 1963 yılında zulme karşı protesto amaçlı kendini yakan ve bunu yerde gayet rahat bir şekilde bağdaş kurmuş oturarak Budist rahip hakkında ne düşünebiliriz? Ona 200 derecelik fırın sıcak gelmez miydi mesela? Belki de rahip için acının ve korkunun tanımı farklıdır. Biri parmağımızın ucunu ateşe verse, sanırım 1 kilometre koşacakken; ölene kadar yanan bu keşiş, acının algısını epey değiştirebileceğimizi. Korku da acıdan pek farklı değil. Bir şekilde ucu acıya ve üzüntüye varmayan bir korkumuz yoktur. Tabii, kendimizden Budist rahip olmayı beklemek ve kolumuzu yakıp, ‘bakalım acıyor mu’, demek; komik olurdu. Fakat, an’a ait bir korkuyu kendimiz için tanımlamak ve hayattan, kendimizi deneyimlemekten başka bir şey beklememek, tek korkumuzun sadece kendimizi yaşayamamak olması, aslında epey normal geliyor.
Evren, kelimesizce bize ‘sadece yaşa’ der gibi. Bir ağzı olsa, zannedersem bunu derdi. Kaldı ki, kokumuzu alıyor ki bize, tam da bize göre deneyimler iteliyor. Bir de burun eklesek evrene, çok korktuğumuz anlarda, şöyle bir yaklaşır koklar, anlardı… ‘Korkuyorsun’ derdi, ‘Kendinden başka korkacak neyin var ki?’ Tek korkumuz kendimizi kaybetmek olmalı aslında; ama, yine biz, bazen korkmaktan kendimizi kazanamıyoruz bile…
Enteresan.
Yukarı Kaydır