KÜLTÜR/SANAT

Kardeşimin Hikayesi’ni İnceliyoruz!

Türk edebiyatının önemli isimlerinden bir olan Zülfi Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi adlı eseri bizleri İstanbul’un göbeğinde yaşanan sırlarla dolu bir hayata tanık ediyor. Okuyucusundan tam not almayı başaran Livaneli’nin bu eserini sizler için inceledik.

Editör :Tuğba Özer
Yayın Tarihi :15 Haz 2021
Süre :2 Bardak
Hayatının her alanında sanatla iç içe olmayı başaran Zülfi Livaneli, hepimizin hayatına birbirinden eşsiz şarkılarıyla merhaba diyenlerden. Aslında 70’i aşkın yıllık ömründe sanatın her dalından bir tutam bulmanız mümkün. Müzikten tiyatroya, sinemadan edebiyata hayatımızın her alanında bir şekilde karşılıyor bizleri Livaneli.

"Mantıksız geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum." cümlesi ile başlıyor hikaye. İstanbul'un karmaşasından uzakta ama şehre yine de yakın olan Çatalca'da bir kasabada merhaba diyoruz Kardeşimin Hikayesi’ne. Başkahramanımız Ahmet, gözlerini tuhaf bir güne açıyor. Öyle ki sakinliği ile bilinen bu kasaba bir gece öncesinden başlayan olaylar ile o sakinliğini yitirirken, Ahmet'in yıllardır kendi içinde ördüğü hayatın temellerini de derinden sarsıyor, tabi Ahmet bunu henüz bilmiyor. Hikayenin başladığı sabah çalan telefonunu açan Ahmet, kasabada yaşayan, eşi ve çocuğu ile İstanbul'dan uzak ama İstanbul'un kargaşasını bavullarına koyup yanlarında getirmiş olan Arzu'nun bir cinayete kurban gittiğini öğreniyor. Bir gece önce onların evinde verilen bir davette bulunmuş olması onu da şüpheliler arasına koyuyor ve sakin hayatı bu olay ile çalkalanıyor.

Aslında Ahmet'in hayatını ne bu cinayet ne de cinayetin şüphelilerinden biri olması sarsıyor. Olayı duyup kasabaya gelen genç bir gazetecinin haber yapma heyecanı ile onun kapısını çalmasıyla başlıyor her şey. Meraklı gazeteci kız ile Ahmet arasında başlayan diyaloglar, bizleri bu cinayet hikayesinin ötesinde bir başka hikayeye sürüklüyor. Ahmet ve ikiz kardeşi Mehmet'in hikayesine. Trajik bir trafik kazası ile başlayan ve bir kasabada son bulan Ahmet'in hayat hikayesini tanık oluyoruz kendi ağzından. İşte bundan sonrası sürükleyici bir psikolojik kitap olarak akıp gidiyor. Her ne kadar cinayet denildiğinde polisiye ile harmanlanmış bir kitap beklentisine girsek de Livaneli’nin ustalığıyla bizleri ters köşe yaparak bir insanın acı karşısında verebileceği tepkilerin ne denli ciddi olduğunun incelemesine şahit oluyoruz.

Bir cinayetle başlanılan serüven, iki kardeşin acıklı bir o kadar da etkileyici hayatına sürüklüyor bizleri. Anlatımı ve kullanılan dili açısından kitabın başından sonuna varıncaya kadar Livaneli’nin ustalığına şahit oluyoruz. Bir cinayetle başlayan ve birinci kişi ağzından akıcı, rahat bir dille anlatılıyor. Yazarın sıkmayan, rahatlatan yaptığı müziğe benzer nitelikteki kaleminin ayrıcalıklarını tadabiliyorsunuz. Livaneli'nin eserlerinde genelde var olan merak öğesi de romanın tamamına hakim ve güzelce serpiştirildiğini söyleyebiliriz. Aklınızı sorularla yorarken edebi değerleri ayaklar altında ezmiyor ve yerli yerinde kaynaştırıyor. Sonunda şaşırıyorsunuz. Benim gibi polisiye romanlarından fazla dozda almış birisiyseniz belki üç aşağı beş yukarı tahmin edebilirsiniz fakat tatmin eder seviyede açıklamalarla taşları yerli yerine oturtmayı başarıyor.




Yukarı Kaydır