Kahramanlıktan Kafirliğe, Kafirlikten Azizeliğe: Jeanne d’Arc
KADIN KAFASI

Kahramanlıktan Kafirliğe, Kafirlikten Azizeliğe: Jeanne d’Arc

Tarih kitapları üzerinde biriken toz katmanlarını ellerimizle aralayıp sayfalarına yazılmış kahramanlık hikayelerini okurken kralları, prensleri tanıdık daima. Dünyanın her köşesinde, tarihin her döneminde açılıp kapanan cepheleri okurken gözümüze çoğunlukla erkek isimleri ilişiyordu. Kadınlara da rastlıyorduk elbette; ancak elinde kılıcı, zırhını kuşanmış, ihtişamlı bir atın üzerinde dört nala düşmana hücum edenleri pek sık çıkmıyordu karşımıza. Belki vardı da biz bilmiyorduk, zira o tozlu kitapların bir sayfası dahi ayırılmamıştı çoğuna. Ne var ki satır aralarında kendine yer edinmeyi başaran Jeanne d’Arc, savaş meydanında düşmanla çarpışan kadınların var olduğu gerçeğini kanıtlıyordu bizlere ve dünyanın geri kalanına…

Yayın Tarihi :08 Ara 2021
Süre :3 Bardak
1412 yılında, Fransa’nın kuzeydoğusunda konumlanan Domrémy isimli bir Fransız köyünde doğmuştu, Jeanne. Köyün hatırı sayılır çiftlik sahiplerinden Jacques d’Arc ile Isabelle Romée’nin beş çocuğunun ortancasıydı. Üç ağabeyi, bir de kız kardeşi vardı. Aile oldukça mütevazı bir hayat yaşamaktaydı, ancak içerisinde yaşamakta oldukları topraklar, politik açıdan epey çalkantılı bir dönem içerisindeydi. 1337 yılında İngiltere ve Fransa arasında patlak veren Yüzyıl Savaşları tüm hızıyla devam etmekteydi.
Ülkenin durumu halk arasında da türlü zorluklara neden oluyordu, d’Arc ailesi de bu zorluklardan nasibini alıyordu ne yazık ki. Jeanne, küçük yaşlardan itibaren çalışıp ailesine yardım etmek durumundaydı. Yeri geldiğinde sürülere bakıyor, yeri geldiğinde ise ev işlerine yardım ediyordu. Herhangi bir eğitim almak için ne zamanı ne de öyle bir fırsatı olmuştu, okuma yazmayı hiçbir zaman öğrenemedi. Jeanne, kalemini bir kılıç yerine kullanamayacaktı; ancak o bizzat kılıcı eline alacaktı.

Aile, Hristiyanlığa derinden bağlı bir anne babanın eseriydi. Jacques ve Isabelle, çocuklarını daima inançları doğrultusunda büyütmüş, bunları onlara de benimsetmişti. Jeanne da bunları büyük bir istek ve hevesle benimsemiş bir kızdı. Ne var ki küçük kız 13 yaşına geldiğinde, çeşitli sesler duyduğunu iddia ediyordu. Ona, ülkesinin baş etmekte olduğu bu malum savaş sürecinde büyük bir görevinin olduğu, İngilizleri Fransız topraklarından uzaklara püskürtmeye yardımcı olacağı söyleniyordu. Seslerin, kilisenin olduğu taraftan geldiğini ve meleklere ait olduğunu iddia ediyordu. Dahası, Azize Katerina, St. Margeret ve St. Michael’ıgördüğünü de söylemeye başlamıştı. Tanrı, ona bir mesaj vermek istiyordu; Jeanne ise bu mesajı Fransa tahtının varisine iletmekte ve söylenenleri gerçekleştirmekte oldukça kararlıydı.
Jeanne d’Arc, 16 yaşına geldiğinde büyük bir karar aldı ve evini terk ederek garnizona katılmak için izin istemek üzere garnizon kaptanı Robert de Baudricourt’a gitti. Genç kızın söyledikleri kaptanı etkilemekte yetersiz kalmıştı, Jeanne kaptanı ikna edemeyip evine döndü. Ancak pes etmek gibi bir düşüncesi yoktu. Zira Ocak 1429’da yeniden kaptanın huzuruna çıkmış ve bu defa kararlılığı ve dinine olan bağlılığıyla adamı, bir cadı ya da aptal olmadığına inandırmıştı. Bunun üzerine veliaht VII. Charles ile görüşmek üzere Chinon’a götürüldü.

Jeanne saçı kısa kesilmiş, erkek kıyafetleri içerisinde kaleye ulaştığında Charles’ın hala şüpheleri bulunuyordu, onu kabul edip etmemek konusunda kararsızdı. Kızı test etmeye karar verdi ve kim olduğu anlaşılmayacak şekilde soyluların arasına karıştı. Bu şekilde genç kız tarafından tanınmasının imkanı yoktu, zira Jeanne, kendisini daha önce hiç görmemişti. Şayet yalnızca tanrıyla iddia ettiği gibi bir bağı varsa onu tanıyabilirdi. Nitekim öyle olmuş, kız onu görür görmez tanımıştı. Jeanne, kendini ‘Bakire Jeanne’ olarak tanıtıyordu. Bu inanılmaz duruma rağmen geçmesi gereken sorgular vardı ve teker teker hepsine yönlendiriliyordu.
Önce fiziksel bir testten geçti ve bakire olup olmadığı kontrol edildi. Ardından diyalog şeklinde ilerleyen ve kişisel hayatına, inançlarına dair sorular sorulan dini bir testten geçti. Son olarak deneyimli ilahiyatçıların huzuruna çıkarıldı ve onların da değerlendirmesini aldı. En nihayetinde kızın samimiyetine inanılmıştı. Jeanne, iyi niyetli ve alçakgönüllü bir bakireydi, üstelik Fransız ordusunun başını çekmeye hazırdı ve bir hayli istekliydi. Kraliyet ailesinin yanı sıra kilise mensupları da genç kızı destekliyordu artık. Bu esrarengiz köylü kızına karşı gelmenin tanrıya karşı gelmekle eşdeğer olacağı düşünülüyordu artık.

Jeanne’a bir kılıç verildi, kendisi için bir zırh yapıldı. Kıyafetlerin fiziksel ve ruhani ağırlığına alışması biraz zaman almış olsa da genç kadın artık baştan aşağı bir savaşçıydı, cephelere inmeye hazırdı. Genç savaşçı çok geçmeden yeteneklerini keşfetmiş ve efsanevi bir savaşçıya dönüşmüştü. Ordunun en başındaydı ve askerleri bizzat kendisi yönlendiriyordu. İlk durak, İngiliz işgali altındaki Orléans kentiydi. Burada karşı karşıya geldiği İngiliz ordusu, Jeanne ile dalga geçiyor, onu küçümsüyordu. Ancak hepsi Jeanne’ın ve askerlerinin gazabına uğramış, bu yetenekli savaşçı karşısında bir hayli afallamıştı. Üstelik Orléans kuşatmadan kurtarılmıştı.
Jeanne d’Arc ismi ülkeye yayılmıştı. Herkes kadından ve inanılmaz başarılarından bahsediyordu. Korkusuzdu, güvenilirdi. En önemlisi de bizzat tanrı tarafından görevlendirilmiş bir kahramandı. VII. Charles tarafından da takdir ediliyordu; Orléans’daki başarısının ardından veliahtın taç giyme sürecine de öncülük etmişti. Hayatı başarı ardına başarı getiriyordu; ancak çok yakında her şeyin değişeceğinden bihaberdi.

Fransa hükümeti, ordusunun inkar edilemez zaferlerine rağmen, kazandıkları toprakları genişletmek ve diplomatik görüşmelere yoğunlaşmak adına politika değişimine yönelmişti. Bu süreç içerisinde askerlerin büyük bir çoğunluğu azledilmiş ve evlerine dönmeye zorlanmıştı. Haliyle ordu, büyük oranda sayı ve güç kaybı yaşamaktaydı. Bunun neticesinde Jeanne’ın elinde tuttuğu pozisyon da gözle görülür oranlarda zayıflamaktaydı. Her şeye rağmen dört nala ilerlemeye devam ediyordu kadın. Ancak İngiltere müttefiklerinden biri olan Burgonya ordusu ile burun buruna geldiğinde, sayı bakımından dezavantajlı olan ordusu büyük bir bozguna uğrayacaktı.
1431 yılında, Burgonya ile olan mücadele neticesinde Jeanne esir alınmıştı. Bu kadın savaşçının korkusuz hamleleri İngilizlerin kulağına da ilişmişti elbette ve nihayet ele geçirdiklerinde bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirecek, Jeanne d’Arc tehdidine son vereceklerdi.

Beauvais Piskoposu Pierre Couchon, bir İngiliz yanlısıydı ve bu güçlü kadını ortadan kaldırmak adına her şeyi yapmaya hazırdı. Couchon’un başkanlığında bir engizisyon mahkemesi düzenlendi ve Jeanne, en beklendik gerekçeler eşliğinde suçlandı. Kadın olmasına rağmen erkek kıyafetleri giyiyor olması sapkınlığını gösteriyordu, dahası, galipten sesler duyuyor olması, sanılanın aksine şeytani bir işaret olabilirdi. En nihayetinde kadının bir kafir olduğunu öne sürüyorlardı. Takibinde gerçekleşen mahkemelerde suçlu bulunan Jeanne d’Arc, 30 Mayıs 1431 tarihinde, Rouen kentinin Vieux-Marché meydanında, yaklaşık on bin kişinin gözlerinin önünde diri diri yakıldı. Genç savaşçı henüz 19 yaşındaydı.

Sözde suçluydu, ancak halk, kadına karşı bakış açısını pek de değiştirmemişti. Onların gözünde Jeanne hala muazzam mucizelere ve zaferlere imza atmış bir kurtarıcıydı. Ölümünün ardından Papa III. Callixtus, Katolik Kilisesi’nin bu olay üzerinde derin bir araştırma yapmasına izin vermişti. Gerekli incelemeler yapılmış ve Jeanne’ın suçsuz olduğu kanısına varılmıştı. Mahkeme boyunca yapılan yanlış yönlendirmeler, yanlış anlaşılmalar su yüzüne çıkmıştı. Ölümünün üzerinden 490 yıl sonra, idam kararını veren kilise tarafından azize ilan edildi ve Koruyucu Azize, Orléans Bakiresi gibi isimlerle anılmaya başladı.
Trajik bir hikaye; ancak Jeanne d’Arc’ın, içerisinde yaşadığı zamana ve topluma rağmen gösterdiği cesaret, kanıtladığı savaşçı ruh, günümüzde hala birçok kadına örnek oluyor. Duyduğu seslere kesin bir açıklama getirmesi zor, ancak elindeki kılıcı kendi gücüyle salladığı ve her kim tarafından görevlendirilmiş olursa olsun, kafasına koyduğu amacı başarıyla yerine getirdiği inkar edilemez bir gerçek.
Yukarı Kaydır