Kadının Kadına Şiddeti Üzerine
KADIN KAFASI

Kadının Kadına Şiddeti Üzerine

Kadın olan ve kadın olmakla ilgili konuşulacak onca şeyden yalnızca bir tanesi ile daha burada, sizlerle buluşuyoruz. İnsandan ziyade canlı olmanın ve hatta nefes almanın bile gün geçtikçe zorlaştığı günümüzde, şiddet kavramından nasibini almış en belirgin canlılardan birine yeniden parmak basmaya geldik. Fakat bu sefer, şiddet uygulayan da şiddete maruz kalan da kadın… Hadi, birlikte kadının kadına bilinçsizce, hunharca ve haksızca yaptığı şiddete bir parantez açalım.

Editör :Yağmur Ergu
Yayın Tarihi :16 Eki 2021
Süre :2.5 Bardak

Eğer, bu konuya dair bir sohbet gerçekleştireceksek, bu sohbeti en temel soru ile başlatmakta fayda var. “Kadın kadına neden şiddet uygular?” Birçok dinamik ve değişken barındıran bu sorunsalın, en belirgin nedenleri arasında kültürel kodlar ve toplumsal cinsiyet rolleri bulunmakta. Din, dil ve ırk ayırt etmeksizin, geçmişten günümüze var olan ataerkil toplumlardaki geleneksel kadından; evi çekip çeviren, çocukların bakımını üstlenen, kılık kıyafet konusunda “uygun” davranan ve yapması gereken tek mesleğin “kutsal” annelik olduğu “ikinci cinsiyet” şeklinde bahsetmek yanlış olmayacaktır. İstisnalar olsa da tarih boyunca arka planda kalan kadın, genel geçer bir tavırla bu durumu benimsemiş ve bunu doğru olarak kabul etmiştir. Son yıllarda cinsiyet politikalarında gözetilen ayrıma karşı çıkan ayaklanmanın, tüm dünya üzerinde daha da aktif bir hale gelmesi ile kadın, tarihin soktuğu sığ kılıfı yırtıp iş, şehir, kariyer ve özel hayata oldukça radikal bir şekilde dahil olmuş durumda. Modern toplumda modern kadın olarak hayatını devam ettiren bireyler, ne kadar köklü bir zihniyeti aşmış ve hayata atılmış olsa da adımları oldukça taze olan bu hayatta, eski zihniyetin ördüğü duvarlarla karşı karşıya kalmaya devam etmekte ve hatta bazen bu duvarlardan biri bile olabilmekte.
 

Kadının karşısında duran en büyük duvarlardan birinin yine kadın olması ise bahsi geçen sorunsalı daha da talihsiz bir boyuta taşımakta. 21.yüzyılda kadının görevinin hala anne olmak, ev toplamak ve yemek yapmaktan ibaret olduğunu düşünen ve bunun haricindeki herhangi alternatif bir durumu kabul etmeyen kadın bireyler mevcut. Bu ve benzeri bireylerce gerçekleştirilen sığ, baskıcı ve dogmatik tavırlar sayesinde şiddetin söylem şekline tanık olmak mümkün. Peki kadınlar, yalnızca toplumsal cinsiyet rollerine olan zıt tavır yüzünden mi hem cinsinin şiddetine maruz kalmakta? Cevabın hayır olduğu, oldukça açık bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Gelin biraz bu sorunsalı örneklerle çeşitlendirelim. 

İş hayatına atılan kadının, yine bir kadın üstü tarafından maruz kaldığı mobing, psikolojik şiddetin en belirgin örneklerinden biridir. “Ben bunu yaşadım, bu yüzden bunu yaşatırım” algısıyla, son derece yanlış bir kültürlenmenin oluşması, özellikle kariyer hayatında kadının kadına yaptığı en büyük haksızlıkların başında gelmekte. Şiddet uygulayanların gözünde, şiddete maruz bıraktıkları kadınların iş hayatında yükselmesi imkansızken, bu yükselme gerçekleşmeye başladığı an ise cinsiyetçi yaftalar eşliğinde kadını damgalaması da maalesef ki en çok maruz kalınan durumlardan biri olarak karşımıza çıkmakta. Yalnızca Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında “kıskançlık” temelinde var olan bu psikolojik şiddet, kadınların iş hayatında şikayetçi olduğu en bariz unsurlardan biri. Anlayacağınız, kadının ayağını yine kadın kaydırmakta. 
 

Sosyal medyanın hayatımızın içinden bir parça değil, artık neredeyse hayatımız olduğunu söylemek mümkün. Yaşadığımız, yediğimiz, giydiğimiz ve satın aldığımız her şeyi hunharca sergilediğimiz, düşündüğümüz her şeyi 280 karaktere sınırı ile yayınlayabildiğimiz ve en korkuncu ise yepyeni bir benlik yaratıp bilinçsizce ve saldırganca bir tavır takınabildiğimiz dijital platformlar, anonimliğin de verdiği cesaretle birer yargı merciinedönüşmüş durumda. Sosyal medya hesaplarında paylaşım yapan televizyon simalarından internet ünlülerine kadar tüm kadınların maruz kaldığı söylem bazlı bir şiddet mevcut. En üzücü nokta ise yorum yapan kullanıcıların çoğunu kadınların oluşturması. Günümüzde ahlak bekçiliğinin sosyal medya tarafından yürütüldüğü inkar edilemez bir gerçek. Hal böyle olunca, kendilerinde herkesin hayatına karışma hakkı bulan profiller, ister anonim isterse de kendi kimlikleriyle yargılamaya, ayıplamaya, tehdit etmeye kısacası nefret salmaya devam etmekte. Yine kıskançlık temeline oturtabileceğimiz bu şiddetin empati yoksunu bireyler tarafından gerçekleştirildiğini söylemek mümkün. Dijital ortamlarda gerçekleştiren nefret söylemlerinin, siber zorbalık olduğunu ve siber zorbalıkların gerçek yargı merciinde ciddi yaptırımları olduğunu da söylemekte fayda var.

Bu ve bunun gibi oldukça fazla çeşitlendirilebilecek kadının kadına yaptığı şiddet, hayatımızın bir parçası durumunda. Şiddetin cinsiyetinin olmadığını her fırsatta dile getiriyoruz ama bugün bir düzenleme yapmak niyetindeyiz. Şiddetin cinsiyeti olmadığı gibi şiddet eğilimi gösterenin ve şiddette bulunanın da cinsiyeti yok sevgili okurlarımız. Tüm bunların yanında, metinden de anlayacağınız üzere kadının kadına şiddetinde bariz bir eğitim farkı gözetmek imkansız. En düşük gelirlisinden en yüksek gelirlisine kadar her statüde rahatça gözlemleyebileceğimiz bu şiddetin varlığı, maalesef ki köklü yerini korumaya devam etmekte. Kadın olmanın oldukça zorlu bir dava olduğu günümüzde, kadının önündeki en büyük engellerden birinin yine kadın olması da bir hayli trajik doğrusu. Umuyoruz ki insanları cinsiyetlerine, maddi durumlarına, fiziksel özelliklerine veya yaşam tarzlarına göre yargılamayı en kısa zamanda bırakıp nefretin yerini sevgiye bıraktığı bir dünyaya şahit olabiliriz.

Yukarı Kaydır