Jack the Ripper ve Şüpheli Listesi
SCOPE

Jack the Ripper ve Şüpheli Listesi

Bir zamanlar, her suçlunun konumunu kendi elleriyle koymuşçasına bulan günümüz teknolojisi henüz hayatımızdaki yerini almamışken, cinayetler ‘tek sefere mahsus’ olaylar olarak kalmazdı. O zamanlar elini bir kez kana bulayan, öldürme eylemini bir rutin, alışkanlık ya da bağımlılıkmışçasına gerçekleştiriyordu adeta. Üstelik bugünün yalnızca 50 – 60 yıl öncesine kadar dahi gerçekleştiğine şahit olduğumuz ya da şahit olanlardan anılarını duyduğumuz bir durumdu bu. Belki onlarca belki de yüzlerce cinayet işleniyor, kimi yakalanıyor kimi ise tüm çabalara rağmen bir türlü yakalanamıyordu. Bize sorarsanız esas ilginç olanlar, kim olduğunun dahi çözümlenemediği katillerdi. Bunların en başında ise Jack the Ripper geliyordu…

Yayın Tarihi :13 Oca 2022
Süre :3 Bardak
Türlü çalkantılar eşliğinde geçen 19. yüzyıl, nihayet sona ermek üzereydi. Yeni bir yüzyıla girecek olmanın heyecanı ile geçen yüzyılın anıları birbirine eşlik ediyordu. Birçok şey yaşanmıştı; ancak detayları kan donduran, sonuçları baş döndüren ve gizemi bir türlü çözülemeyen cinayetler silsilesi henüz gazetelerde kendine bir yer edinememişti.
 
Her şey, 1888 yılının son yaz gününde başladı. Londra’nın East End bölgesi, daha önce hiç görmediği kadar depresif bir sonbaharı kucaklamak üzereydi.


31 Ağustos saat yaklaşık 3 buçuk sularıydı. Liverpool Caddesi yakınlarında konumlanan işine gitmek üzere evinden yola koyulan arabacı Charles Cross, rotasının üzerindeki karanlık Buck’s Row sokağından geçerken yerdeki büyük bir kütle gözüne takıldı. Bunun ne olduğunu anlamak üzere cisme yaklaştığında ise boynu kulaklarına kadar kesilmiş, karnı delik deşik edilmiş ve eteği karnına kadar havalanmış Mary Ann Nichols’ın cansız bedeni ile karşılaştı. Sokağın ortasında korkunç bir cinayet işlenmişti, ancak çevredeki kimse ne bir ses duymuş ne de şüpheli bir kimseye rastlamıştı.
 
Bu, Jack the Ripper’ın, namıdiğer Karındeşen Jack’in ilk kurbanıydı ve Londra halkı ne yazık ki bu cinayetin devamının geleceğinden henüz bihaberdi.


Nichols’ın hemen ardından 8 Eylül tarihinde, akrep ile yelkovan saat sabahın 6’sını göstermeye hazırlanırken, Hanbury Sokağı sakinlerinden ihtiyar John Davis de korkunç bir manzara ile karşı karşıya geldi. Kanlar içerisinde yerde yatan bir başka kadın, Annie Chapman isimli bir fahişeydi. Yaklaşık bir ay sonra, 30 Eylül tarihinde iki ceset birden bulunmuştu. Bunlardan biri Elizatbeth Stride idi. Öldürüldüğü gece birçok insan ile yollarının kesişmiş olduğu söyleniyordu, görgü tanıklarının her biri ise kadının yanında 1.70 boylarında, esmer tenli ve bıyıklı bir adamın olduğunu iddia ediyordu. Stride’ın cesedinin hemen ardından Catherine Eddowes’un cansız bedeni ile karşılaşılmıştı.

Jack the Ripper’ın bilinen son kurbanı ise cesedine 9 Aralık gecesi gecesi ulaşılan Mary Jane Kelly olmuştu. Ripper’ın her cinayeti vahşet yüklüydü, ancak Kelly’nin artakalan cansız bedeni, çok daha korkunç bir halde olmasıyla dikkat çekiyordu. Üstelik Kelly, karanlık sokak köşelerinde can veren diğer kadınlardan farklı olarak, Dorset Caddesi üzerinde kiraladığı dairesinde, kendi yatağının üzerinde vermişti son nefesini.


Cinayetler ve kurbanlar, birbirine fazlasıyla benziyordu. Kadınların çoğu fahişeydi ve bulunduklarında boğazları boylu boyunca kesik, karınları delik deşik olmuş vaziyette oluyorlardı. Dahası, tüm cesetler birbirine oldukça yakın konumlarda bulunuyordu. Whitechapel yakınlarında gerçekleşen ve ardı arkası kesilmeyen seri cinayetler neticesinde halk, büyük bir korku içerisinde yaşıyordu. Özellikle kadınlar, artık istedikleri saatlerde istedikleri gibi sokaklarda dolaşamaz hale gelmişti.
 
Sokaklarda bir seri katil, elini kolunu sallayarak geziniyor, kimse onun kimliğine dair tek bir şey bilmiyordu. Cesetlerin aldığı darbelere bakılırsa fail, insan anatomisinden anlayan biriydi.
 
Polis, belirli bir süre sonra bu korkunç katilden olduğu tahmin edilen ipuçları almaya başlamıştı. Bir keresinde istasyona insan böbreği gönderilmişti ki bunun, kurbanlardan birine ait olabileceği tahmin ediliyordu. Polisin eline belirli aralıklarla ürkütücü notlar ulaşıyordu ve notu gönderen kişi, kendisini ‘Jack the Ripper’ yani ‘Karındeşen Jack’ olarak tanıtıyordu. Katili bulabilmek adına sayısız çaba sarf edilmiş olmasına rağmen bunların hiçbiri kayda değer bir sonuç vermemişti.

Elbette zaman içerisinde şüpheleri üzerine çeken isimler olmuştu. Bunların başında da Oxford’da eğitim görmüş Montague John Druitt yer alıyordu. Kimileri tarafından cinsel açıdan anormal bir adam olduğu iddia edilen Druitt, 1988 yılının aralık ayında kendisini Thames Nehri’ne atarak yaşamına son vermişti. Ne hikmetse, adamın intiharı ile Mary Jane Kelly’nin ölümü aşağı yukarı aynı zamanlara denk geliyordu ve bu, meşhur seri katilin son cinayeti olarak biliniyordu. Adamın ölümü ile cinayetlerin son bulması, tüm okları ona çeviriyordu ve birçok uzman, katilin Druitt olabileceğine inanıyordu.

Şüpheleri üzerine çeken bir diğer isim ise 54 yaşında bir gemi tüccarı olan Carl Feigenbaum’du. Rivayete göre adam bir psikopattı ve kadınlara zarar vermişliğinin olduğunu kabul ediyordu. Üstelik Jack the Ripper cinayetlerinin gerçekleştiği her gün Whitechapel’de çalışmakta olduğu da belgelerce kanıtlanmıştı. Cinayetlerin ardından çok geçmeden, spesifik olmak gerekirse 1890 yılında Amerika’ya göç eden adam, burada Julianna HOffman isimli bir kadını ölmüş ve elektrikli sandalyede idam edilmişti. Konuya dair araştırma yapan uzmanlar, Jack the Ripper cinayetleri ile Julianna Hoffman cinayeti arasında göz ardı edilemeyecek benzerliklerin gözlemlendiğini belirtmişti. Üstelik adamın kendi avukatı dahi onun meşhur katil olduğuna inanıyordu.

Dönemin önde gelen sanatçılarından Walter Richard Sickert da şüpheliler listesinde yer alıyordu. Hatta öyle ki bilinen Jack the Ripper cinayetleri meydana gelmeden öncelerinde bile şüpheli gözlerle bakılıyordu bu adama. Fahişeleri resmetmesi ile ünlü olan sanatçının, sanat eserlerine Jack the Ripper cinayetlerini temsil eden ipuçları yerleştirdiği dahi söyleniyordu. Bu ipuçları suç mahalline o kadar benzerdi ki insanlar böylesine bir tesadüfün yaşanmasına ihtimal vermiyorlardı. Yalnızca suçu işleyenin resmedebileceği detaylardı bunlar. Dahası, Sickert’ın, erkek üreme organından olduğu ameliyatlar neticesinde cinsel açıdan zayıf kaldığı iddia ediliyordu ve çoğunlukla fahişeleri hedef alan Ripper’ın da aynı durumdan mustarip olabileceği, daima ihtimaller arasındaydı. Üstelik Jack the Ripper’ın polise gönderdiği mektuplardaki mitokondial DNAlar, Sickert’ın birkaç mektubunda bulunan ile uyuşuyordu. Ne var ki bu, kesin bir kanıya varmaya yetecek güçte bir kanıt değildi.

Jack the Ripper olarak öne atılan belki de en şaşırtıcı isim Francis Craig olmuştu, zira iddialara göre kendisi, seri katilin son kurbanı Mary Jane Kelly’nin eşinden başkası değildi! Bir akıl hastası olduğu iddia edilen adam, Whitechapel’de, Mile End Yolu’nda yaşıyordu ki burası, malum cinayetlere oldukça yakın bir konumdu. Craig, 1884 yılında Elizabeth Weston Davies ile evlenmişti. İlginç bir şekilde Elizabeth’in, Mary Jane Kelly sahte ismiyle fuhuş yapmakta olduğu iddia ediliyor. Rivayete göre bunu öğrenen kocası Francis kadını öldürmek için bir plan yapmıştı ve bu plan, kendisini ele vermemek adına işleyeceği diğer cinayetlerle başlıyordu. En nihayetinde ise kiralık dairesinde yaşamını sürdüren Elizabeth’e ulaşmış, intikamını almıştı.
Jack the Ripper ve cinayetleri, o günden bugüne kadar İngiltere suç tarihinin en meşhur ve asla çözümlenemeyen gizemlerinden biri olarak biliniyor. Sizce bu korkunç cinayetlerin ardındaki seri katil kimdi ve neden böyle bir şey yapmıştı?
Yukarı Kaydır