İlk Kadın Matematikçi: Hypatia
KADIN KAFASI

İlk Kadın Matematikçi: Hypatia

Akıl almaz başarıları tarafından hazin sonuna sürüklenen birçok insanın hikayesini okuduk bugüne kadar. Bu insanların büyük bir çoğunluğu, başarının getirdiği güç ile yoldan çıkmıştı. Kimileri amacı uğruna ölümle burun buruna gelmeyi göze almış, kimileriyse başarılı bir hayatın da en nihayetinde son bulacağına inanmayarak kendi sonuna doğru çıplak ayak yürümüştü. Kayda değer şeyler uğruna çalışmış, adını tarihin buruşmuş sayfalarına yazdırmış bu insanlar arasında İskenderiyeli Hypatia’nın hikayesi ise insanı farklı bir noktadan vuruyor. Belki yaşadığı dönemin cinsiyetçi zihniyetine kurban giden kadınlardan yalnızca biriydi, üstün zekası ve halk üzerindeki etkisi bir tehlike olarak görülüyordu. Belki de yalnızca fikirleri saygı görmeyen bir düşünürdü ve din, insanların düşünmesini istemiyordu. Gelin, biz size onun hikayesini anlatalım, siz de kendi cevabınızı satır aralarında bulun.

Yayın Tarihi :15 Ara 2021
Süre :2.5 Bardak
Hatırı sayılır çalışmalarıyla saygı gören bir matematikçi ve gökbilimci olan İskenderiyeli Theon’un kızı olarak dünyaya geldi, Hypatia. Annesine dair herhangi bir kayıt yok, ancak babası da tıpkı kendisi gibi tarihin satır aralarında yer alan bir düşünür. Bilime, bilgiye verdiği önemi kızına doğrudan yansıtmasıyla tanınıyordu. Hypatia’ya bildiği her şeyi bizzat kendisi öğretmişti şüphesiz. Ne yazık ki bu bilgilerin, kızına aşıladığı bilgeliğin Hypatia’nın sonunu getireceğinden bihaberdi. Küçük yaşlardan itibaren aldığı değerli bilgileri düşünceleriyle, zekasıyla birleştiren genç kadın, tıpkı babası gibi başarılı bir matematikçi, gökbilimci ve saygı gören bir filozof olmuştu. İlk kadın matematikçiydi. Günümüzde dahi kadının bilime katılımı spesifik toplumlar tarafından tereddüt dolu gözlerle izlenirken, Hypatia’nın yüzyıllar önce böyle bir konuma gelebilmiş olması, bizlerde hayranlık uyandırıyor.

Agora (2009)
O zamanlar İskenderiye, Roma’ya ait bir eyalet konumundaydı, üstelik şehir oldukça çalkantılı bir dönemden geçmekteydi. Müzesi ve kütüphanesi ile bilginin merkezi olarak görülüyor, ‘bilgi şehri’ olarak anılıyordu. Hypatia, Atina’da eğitim görmüş, ardından da fikir ve düşünceleriyle zenginleştireceği İskenderiye’ye dönmüştü.
Yetişkin bir kadın olduğunda matematik konusunda da felsefe konusunda da babasını geçmiş, başarılı bir bilim insanı olmuştu. Babasının pozisyonunu devralmış, Platon’un Akademisi’nde eğitim vermeye dahi başlamıştı. Bir yandan da bilim dünyasına sayısız katkı sağlamakla meşguldü; bilimsel aletler, matematiksel konular üzerinde çalışmalar yapmış, kitaplar yazmıştı. Platon’un ve Aristo’nun öğretilerinden yola çıkarak dersler veriyor, tıpkı bir zamanlar babasının kendisine yaptığı gibi insanlara bilgi ve bilgelik aşılıyordu. Okul da burada eğitim veren Hypatia da ayrımcılık kavramından bir hayli uzaktı. Kişiler, inanç ve düşünce farkı gözetmeksizin okula kabul ediliyor, yetenekli matematikçinin öğretilerinden faydalanabiliyordu.

Hypatia’nın öğretilerindeki en önemli özellik, her dine uyabilir, uygulanabilir olmasıydı. Zira bu dönem, şehirdeki dini ve politik karmaşasının sesi herkesinkinden çok çıkıyordu. Buna karşın Hypatia ve okul, öğrenci seçimini taraflı bir çerçeveden bakarak yapmıyordu. Farklı dinlere mensup birçok insanın, sırf onun dersini dinleyebilmek, ağzından çıkacak bilgileri kulaklarına hapsedebilmek için uzak bölgelerden, uzun yollar kat ederek geldiği biliniyordu.

Başpiskopos İskenderiyeli Cyril
Dönemde İskenderiye’den doğan bilgi akışı, bilgi sevdası Hristiyanlık dünyasının gözüne bir tehdit olarak geliyordu. Üstelik Hristiyanlık hanesi, paganlara karşı terör estirmekle meşguldü. Başpiskopos İskenderiyeli Cyril, politik açıdan büyük bir güce sahipti, üstelik bu gücün her geçen gün daha da büyüdüğü, alanının da bir o kadar genişlediği biliniyordu. O zamanlar Roma’nın doğu eyaleti olarak görülen Mısır’ın valisi Orestes ile başpiskoposun arasında oldukça ses getiren bir anlaşmazlık geçmişti; Cyril, Orestes’in politik gücünü istismar ediyordu. Orestes, dönemin parlak düşünürü olarak ön plana çıkan Hypatia’nın yanında aldı soluğu ve ne olduysa o zaman oldu.
Vali, meşhur düşünürden akıl almak istemiş, olan biteni ona danışmıştı. Hypatia, valiye adil ve kısıtlamacı bir politika izlemesi gerektiğini söylemişti.
 
Takiben Cyril’in takipçisi olan keşişlerden oluşan bir grup ayaklanmıştı. Ayaklanmanın kıvılcımları valiye de sıçramış, yaralanmasına neden olmuştu. Orestes, bu başkaldırının altında kalmayı reddederek keşiş grubunun liderine işkence ile cevap vermişti. Keşiş, bu korkunç işkence seansından sağ çıkamamış, acılar içerisinde ölmüştü. Vali, bu sert kararının nelere sebep olacağını bilmiyordu, bilemezdi.

Keşişi katleden Orestes’di, ancak bu olay neticesinde suçlanan kişi Hypatia’dan başkası olmadı. Bilge kadın cadılıkla suçlanıyor, büyü kullanarak Orestes’in Hristiyanlığa ve Hristiyanlara sırt çevirmesine neden olduğu iddia ediliyordu. Cyril’e göre o bilmesi gerekenden fazlasını bilen, söylemesi gerekenden fazlasını söyleyen ve yapmasını gerekenden çok daha fazlasını yapan, yapmaya cüret eden bir kadın; Hristiyanlık dünyasına tehdit niteliğinde dinsiz bir cadıydı. Üstelik bu iddiaya halkı da alet etmiş, insanları kadına karşı ayaklandırmayı başarmıştı.

Başpiskoposun kışkırtıcı fısıltılarını kulağından düşüncelerine doğru karşılayan 500’ü aşkın insandan oluşan hırslı bir grup, bir sabah evinden çıkmış şehir içerisinde yol alan Hypatia’yı arabasından indirdi, saçlarından tutup sürükleyerek kiliseye getirdi. Burada kadını acımasızca katlettiler, ardından da kilisenin süslü duvarları arasında cansız bedenini ateşe verdiler.
 
Onlara göre, Başpiskopos Cyril’e göre dünyaya kötülük ve karanlıktan başka hiçbir şey getirmeyecek olan bir cadı ve onun kirli ayak izleri yeryüzünden silinmişti. Ancak bu hem adalete hem de bilime karşı işlenen korkunç bir cinayetti. Sanılanın aksine dünyaya bilim, bilgi, akıl ve eşitlik getirecek bilge bir insan, güçlü bir kadın katledilmişti; üstelik onunla birlikte biriktirdiği ve aktardığı tüm bilgiler de yanıp kül olmuştu. Platon’un Akademisi de tıpkı Hypatia’nın emekleri gibi hiçliğe sürüklenmişti.
Yukarı Kaydır