Pexels
İLİŞKİLER / CİNSELLİK

İlişki Yarası ve Yaranın İyileşme Süreci

Bebeklik zamanlarımızda, bir yerimizde yara açıldığında ağlayıp kenara çekildik. Daha dikkatli olmayı da düşerek öğrendik. Ateşe yaklaştığımızda ‘cısss’ dendi, kolumuzu kırdığımızda birkaç zaman dinlendik. Peki, içimizi acıtan, kıran ve yaralayan bir şey olduğunda ne yaptık? Neremizin acıdığını nasıl gösterdik? Kaç yaşında olursak olalım, hala içimizde neremizin acıdığını kestiremeyebiliriz ya da yaramız yokmuş gibi davranmak, yanlış bir şekilde ‘güçlü karakter özelliği’ olarak öğretildiğinden, yara üstüne yara bindirebiliriz. Kolumuz, bacağımız gibi, kalbimiz de yanlış kaynayabilir… İçimiz de kabuk tutar, o kabuk da tatlı tatlı kaşınır. Gelin birlikte, iç ve dış yaralarımızın nasıl da benzer olduğunu izleyelim, hepsini saralım ve kendimizle bütünleştirelim…

Editör :Simay Vardar
Yayın Tarihi :15 Haz 2021
Süre :3 Bardak

Pexels
İç ve Dış Yara Bağıntısı: Neremizden Yaralandık?

Vücudumuz, ruhiyetimizin mabedi. Bu yüzden, bedenimiz üzerinde yarattığımız iyi veya kötü etkiler uzun vadede, hatta biz nedenini fark edemesek bile, ruh halimizi ve psikolojik sağlığımızı etkiler. Aynı hali, tam tersi durumda da gözleyebiliriz. Bizi dinginleştirmesi için ayırdığımız vakit, öylesine durmak için kendimize tanıdığımız ufacık zamanlar, bedenimizi de canlandırır. Bu bağlamı fark ettiğimizde, şunun da ayırdına varabiliriz: Vücudumuzun bir yerinde açılan bir yara ve onun iyileşme süreci, psikolojik olarak bizi zayıf düşüren bir olaydan sonra ihtiyacımız olan dinlenme ve acıyan yerimize tekrar kabiliyet kazandırmak için yaptığımız aktivitelerle örtüşür.
Hele ki, hayatımız çok çalkantılıysa; bazen psikolojimizi ne, ne sebeple bozdu, anlamayabiliriz. Kelimenin ilk anlamı ile yere düşmek ve neremizin üzerine düştüysek orada açılan yara göze çarpar. Bir arkadaşımızla karşılaşsak, ‘Aaaa bacağına ne oldu?’ der mesela. Yara görünürdür. Fakat içimizde açılan bir yara, biz de biraz ketumsak, kimse tarafından görülmeyebilir. Yarayı görmemek veya üstünü kapatabilecek psikolojik makyaj yapma yeteneğine sahip olmamız, canımız acısa da mutlu görünebilmemiz, yaramız olmadığı anlamına mı gelir? Aslında bu, kimseye incindiğimiz yeri göstermeme çabasından başka bir anlama gelmez. Güçlü görünebilmek… Kulağa kuvvetli geliyor. Fakat gerçek güç ve sağlık, fiziksel ya da ruhsal, neremizden yaralandıysak, oramıza daha çok dikkat ederek, devamlı kendimizi bütün ve uzun vadede sağlam tutmak değil mi?

unsplash
Bakım Süreci
 
Bacağımızın üzerine düştüğümüzü varsayalım. Aynı gün ayağı kalkamamak, dinlenmemizin gerekmesi, hepimize normal gelir. Fiziksel bir incinmeyi veya açılan bir yarayı, biz hiçbir şey yapmasak bile vücudumuz mucizevi bir şekilde iyileştiriyor. Bizim yaramız hakkında ‘Ha, bacağım mı? İyileşiyor ya, 2-3 güne iyileşir.’, gibi kurduğumuz kolay bir cümle aslında; vücudun yarayı iyileştirme ve yapılandırma çalışması olarak epey komplike ve dinamik bir sürece denk gelir. Fakat, bir ilişkinin bizde açtığı yaranın iyileşmesi için kendimize izin veremeyebiliyoruz bazen... Kırılan tarafımıza yüklenip durduğumuz oluyor. İçimiz acırken kendimizi uyuşturacak, kafamızı karıştıracak bir şeyler bulup, adeta ‘kırık kalbimizin üstünde yürümeye çalışıyoruz’.

Tenimiz incecik bir dikenin çizebileceği kadar hassastır. Çok hızlı vurmasak bile bir yerimiz şişer. İnsan olarak epey nariniz. İçimiz de öyle değil mi? Dışarıdan, aslında bu kadar savunmasız, yaban hayatına atsan, belki de yaşamanın bir yolunu bulamayacak kadar nahif, ‘insan’ olan bizler, içsel bir yaramıza bakım sağlamayı, içimizi dinleyerek yaramızdan bir şey öğrenmeyi göz ardı edebiliriz. Pek de haksız değiliz. Psikolojinin ne denli önemli bir şey olduğu, bizi büyütenler tarafından anlatılmayabiliyor bazen. Elimizi ateşe yaklaştırdığımızda ‘cısss’ dendi. Fakat, kalbimizin kırılabilmesi ya da içimiz cayır cayır yansa bile, neden yandığını anlayamadık. Kimse içimizi acıtabilecek bir şeye yaklaştığımızda ‘cısss’ dememiştir. Tabii, o da kendini öğrenememiştir belki. Kendimiz kendimizi büyütürken görüyoruz ki, hayatla güven içinde yaşarken, içsel olarak yaralanmak, beklemek ve iyileşmek de epey normal bir şey.

Pexels
Ruhun İmmün Sistemi

Sanırım yaşarken yaralanmayanlar, hep temkinli, hayatla mesafeli yaşayanlardır. O da başka bir doyumsuzluğa yol açar, insanı hayatla hasret içinde bırakır. Hem böylesine bir durum da ruhsal bağışıklığı epey düşürür. Nasıl, fiziki bağışıklığımız için vücudun mikropla karşılaşması gerekiyorsa, psikolojik sağlık ve ruhun immün sistemi için ‘iç acısını’ da öğrenmemiz gerekmez mi? Buna açık olmak, psikolojik sağlığı ve güveni beraberinde getirir gibi duruyor.

Fiziksel olarak açılan bir yaramızdan çok şey öğrenebiliriz. Belki eve giden yolda nerede kasis olduğunu ezberletir, bacağımızı kanatan bir tümsek. Belki de çukura girip ayağımızı burktuktan sonra, o yolu kullanan başkalarını görüp ‘Orada bir çukur var ben ayağımı burkmuştum, dikkat et!’ diyebiliriz. İçsel yaralanmalarımıza pek böyle davranmayız. Sanki çelikten sinirlerimiz ve psikolojimiz olması gerekiyor gibi! Oysa, ne tenimiz veya kemiklerimiz, kırılmaz/yara tutmaz çelikten; ne de içimizden ya da sinirlerimizden bunu beklemek normal. Hepimiz içsel veya dışsal yaralanabiliriz. Bizi esnek kılan şey de bu aslında.

Pexels
Kabuk Bağlama ve İyileşme

Belki, içimiz acıdığında kimse elimizden tutmadı, belki de can acısını ve sıkıntısını paylaşmayı çok yanlış bir şekilde güçsüzlük olarak öğrendik. Fakat, içimizin ve dışımızın çok sıkı bir şekilde bağıntılı olduğunu görmek ve bütünleşmek için hiçbir zaman geç değil. Fark ettiniz mi..? Kaç yaşında olursak olalım, kalbimiz kırıldığında, içimizden bir çocuk kenara geçip kırılan yerini tutup ağlamak istiyor. Artık ‘büyük(!)’ olduğumuz için ona müsaade etmiyoruz. Tabii, bazı yaralarımız hayali. Yani, küçükken olduğu gibi ‘Yok bir şey hadi, geçti’ diye kendi dikkatimizi dağıtıp ne olduğunu kendimize unutturabiliriz. Bazı yaralarımız ise, epey hayati…
Kendimize içsel bakım ve anlayış göstermediğimiz, vakit vermediğimiz zaman, kırılan yerimiz yanlış kaynayabiliyor da. Sevmeyi hiç bilememek, dikenli veya kaba biri olmak da belki bu psikolojik bakımsızlık sonucu görünen yabani otlar gibi tavırlara sebebiyet veriyordur… Oysa bir ilişkiden sonra neremizin ne sebeple yaralandığını fark etmek, yarayı kabul etmek, onun kabuk tutmasını ve iyileşmesini hızlandırabilir. Kabuğu kaşımamamız gerektiğini, bunun bir iyileşme süreci olduğunu biliriz. Neyin bize ‘cısss’ olduğunu kendimiz anlarız artık. Bir kasisten geçmek yerine, tümseğe ‘Dur!’, deyip yol değiştirecek farkındalığımız olur.

Yaşamaktan korkmak, yürümekten, yaralanmak korkmak, hepsi aynı aslında. Oysa bebekken yürümek ve düşmeyi aynı anda öğrendik. İçimizi dinlediğimiz müddetçe de geçmeyecek yara yok… Yeter ki içsel bağışıklığımızı güçlü tutalım, ilaç niyetine ağlamasını da gülmesini de bilelim, tanıyıp sevelim kendimizi…

Yukarı Kaydır