WELLNESS

Hastalık Kaygısı Nedir?

Geçtiğimiz birkaç yılda korona gerçeğinin hayatımıza girmesiyle hastalıklarla ve hasta olmakla ilgili daha fazla konuşur hale geldik. Hastalıklardan korunma yollarını ve hastalığın getirebileceği tehlikeleri çokça tartıştık. Tehlikeli bir ortamda her an hastalık kapmış olabileceğimiz ihtimaliyle yaşamak hayatı daha zor hale getirdi. Bu durum, her birimizi zihinsel ve psikolojik anlamda belli ölçülerde etkiledi. Bazılarımızda ise hayata devam etmeyi zorlaştıran etkiler yarattı. Bunun nedeninin bu kişilerin hastalık konusunda kaygılanmaya daha yatkın olması olduğunu söyleyebiliriz. Bugün bu kaygıların sebebi olabilecek hastalık kaygısı bozukluğunu ve bu bozukluğun işleyişini birlikte inceleyeceğiz.

Yayın Tarihi :14 Oca 2022
Süre :1.5 Bardak

Hastalık kaygısı bozukluğu, kişinin fiziksel hiçbir semptom göstermemesine rağmen vücuttaki bazı işaretleri yanlış algılayarak hasta olduğuna dair düşünce ve kaygılara kapılması durumudur. Bu bozukluk endişeyle karakterize bir şekilde yaşanır. Halk arasında bu duruma ‘hastalık hastalığı’ denilmektedir. Hastalık kaygısı bozukluğuna sahip kişilerdeki en yaygın semptom sonu gelmeyen bedensel şikayetlerdir. Bunlar çarpıntı, bulantı, ağrı, nefes darlığı gibi birçok durum olabilir. Kişi spordan sonra yaşadığı terleme, kas ağrısı gibi durumları ya da havasız bir ortamda nefes alamamasını bir işaret olarak alıp ciddi bir hastalığın habercisi olduğuna inanabilir. Tüm bu kaygı ve inançlar kişiyi daha çok tetkik ve test yaptırmaya ya da hastalıkla yüzleşmemek için bu gibi durumlarda kaçmaya yönlendirebilir. Hastalık kaygısı bozukluğu tamamen psikolojik bir durum olmasına ve bedensel bir belirtiyle açıklanamamasına rağmen bu kişiler uzun bir süre farklı hastanelere ve doktorlara giderler. Bir psikiyatriste başvurmaları ya da terapi almaları uzun sürer. Gittiği doktorlara kendi bilgilerini dayatmaya çalışabilir ve kendilerine teşhis koyma eğiliminde olabilirler. 

Hastalık kaygısının birçok farklı kökeni olabilir. Kaygının nedenleri biyolojik, çevresel ve bireysel birçok bileşeni içerir. Semptomlar ana nedenler olarak sayılabilecek anksiyete ya da strese bağlı şekilde görülürler. Hastalık ve sağlık durumlarıyla ilgili yüksek derecede kaygıya sahip olmanın hasta rolünün kişiye sağladığı ikincil kazançlarla ilgili olabileceği düşünülür. Kişi başa çıkamadığı bir durumla karşılaştığında sorunu çözmeye çalışmak yerine hasta rolüne girerek sorundan uzaklaşmaya çalışabilir. Sağlıkla ilgili kaygılar suçluluk duygusu ve düşük benlik saygısıyla da ilişkili olarak görülebilir. Aynı zamanda hasta kişilik yapısı olarak kaygılanmaya daha yatkın olabilir. Kişilik yapısı bu şekilde gelişmiş olan kişiler aile geçmişlerindeki hastalık öykülerinden ve geçmişte yaşadıkları rahatsızlıklardan daha çabuk kaygılanarak semptom gösterme eğiliminde olurlar. Sosyal desteğin yetersiz olması da kaygı bozukluğunu yaratabilecek etkenlerden bir diğeridir. Çalışmalar erken çocukluk döneminde bakım verenle kurulan bağın stilinin de hastalık kaygısı bozukluğunun gelişimiyle ilişkili olduğunu göstermiştir. 

Hastalık kaygısı bozukluğunda diğer psikolojik bozukluklarda olduğu gibi teşhis ve tedavinin önemi büyüktür. Bu bozukluğa sahip kişilerin semptomların psikolojik olabilme ihtimaliyle ilgili farkındalıkları gelişmiş olmadığı için sosyal destek ve doktor yönlendirmesi oldukça önemlidir. Tetkikleri yapan ve herhangi bir sorun saptamayan doktorların hastaları psikolojik bir tedaviye yönlendirmesi uygun olacaktır. Bu süreçteki sosyal destek ise kişinin psikolojik tedaviye olan inancının artmasını ve devamlılığını sağlayacaktır. Psikolojik tedavi için başvurulan kişinin tutumu da tedavi sürecinde etkili olacaktır. Bu şikayetlerle gelen birisine direkt olarak tetkikler yaptırmışsınız ve bir sorun saptanmamış demek ona kendini anlaşılmamış hissettirebilir. Hastalık kaygısı bozukluğuna sahip kişi bedensel bir rahatsızlığı olduğuna büyük ölçüde emin olduğundan psikoloğun bu durumu anlamayacağını düşünerek seansa gelmiş olabilir. Orada olmayı halihazırda çok anlamlı bulmayabilir ve böyle bir tavırla karşılaştığında terapötik ilişkiden daha da uzaklaşabilir. Kişinin onu anlayan ve hissettiği kaygı, korku gibi duygulara inanan bir psikologla terapi sürecine devam etmesi sağlıklı olacaktır. Unutmayın, hayatın her döneminde belli ölçülerde kaygılanabilir ve bazı dönemlerde bu kaygılarla tek başımıza mücadele edemeyebiliriz. Böyle durumlarda destek almayı seçmek en sağlıklı tercih olacaktır.

Yukarı Kaydır