SCOPE

Haşhaşiler: Tarihin İlk Teröristleri

Modern terörizmin tarihi kökleri, Haçlı Seferleri zamanından kalma, Suriye ve İran'da faaliyet göstermiş kötü şöhretli bir ortaçağ suikastçı tarikatına dayanıyor. İngilizce ‘suikastçı’ anlamına gelen ‘assassin’ kelimesi, bu grubun en gözü kara takipçilerinin Arapça takma adı olan ‘haşhaş kullanıcıları’ veya ‘esrar bağımlıları’ anlamına gelen ‘Haşhaşi’den geliyor. Bu uyuşturucu etkisindeki genç adamlar, tarikatın liderlerini siyasi hedeflerine ulaştırmak için tanınmış hedefleri öldürerek halkın kalbine korku salıyorlardı.

Editör :Burak Eski
Yayın Tarihi :14 Oca 2022
Süre :2 Bardak
Haşhaşi tarikatı, Şii İslam'ın bir kolu olan İsmailikten, 11. yüzyılın sonunda (yaklaşık 1080) ayrılan bir grup olan Nizari İsmaililerinden oluşuyordu. Haşhaşiler, radikal bir misyoner olan ve tarikatın diğer liderleriyle birlikte çağrıştırıcı bir şekilde ‘Dağın Yaşlı Adamı’ olarak anılmaya başlayan Hasan Sabbah tarafından kuruluyor. Birkaç yüz yıl boyunca, Haşhaşiler iki halifeyi, birçok veziri, padişahı ve Haçlı liderlerini öldürdüğü için Orta Doğu'da tanınır hale geliyor.


Tabii ki, tüm Nizari İsmaililer suikastçı değildi. Daha ziyade, ‘kendisini feda eden’ anlamında ‘fedai’ olarak bilinen takipçilerinin bir kısmı bu ‘işi’ yapıyordu. Popüler efsaneye göre bu iyi eğitimli genç adamlara, esrar gibi uyuşturucuların etkisindeyken, kendilerine vaat edilen bakirelerle dolu ‘cennet’ bahçesi gösteriliyor ve bu bahçeye geri dönmelerini sağlayacak bir intihar görevine gönderiliyorlardı.

Haşhaşilerin ünü öyle büyüyor ki, Haçlı anlatımlarında onlar hakkında yazan, eylemlerini süsleyen ve ünlerini daha da artıran ünlü Venedikli gezgin Marco Polo'nun sayesinde Avrupa'ya yayılıyor. Aslında, ‘gizli bahçe’ ve uyuşturucuyla ilgili hikâyeler genellikle Marco Polo'nun yazma becerisine atfedilir ve bu nedenle tarihsel doğrulukları tartışılır. 


Bir ordudan yoksun olan Haşhaşilerin liderleri, siyasi ve dini hedeflerine ulaşmak için iyi eğitimli fanatik savaşçılara ihtiyaç duyduklarını fark ediyorlar. Bilhassa, başta büyük bir toprak parçasını kontrolü altında tutan Türk - Sünni Müslüman devleti Selçuklu İmparatorluğu'na karşı savaşıyorlar. Selçuklular da sapkın olarak gördükleri İsmaililerle aktif olarak savaşıyor.

Hasan Sabbah ( 1050 - 1124 )

Hasan Sabbah ve diğer Haşhaşi liderleri, asimetrik savaşın kendilerine karşı çıkan liderleri değiştirmede ve halk arasında terör estirmede işe yaradığını görüyorlar. Fedailer hedeflerini, eylemi halkın görebilmesi ve korkunun en üst düzeye çıkması için genellikle güpegündüz ve kamusal alanlarda öldürüyorlar. Muhtemelen uyuşturulmuş bir suikastçı, bir pazar yerinde aniden ortaya çıkıyor ve tanınmış bir kişiyi zehirli uçlu bir hançerle kalbinden bıçaklıyordu; bu kuşkusuz halk arasında korkuyla konuşularak yayılmaya değer bir hareket oluyordu. Haşhaşiler, liderlerin ortadan kaldırılmasını bir siyasi söylem yolu olarak gördüler, ana çalışma prensibi olarak halka doğrudan saldırıyı benimseyen modern teröristlerden oldukça farklı bir taktik. 

Alamut Kalesi

Tarikatın kurucusu Hasan Sabbah, sanatta, metafizikte, felsefede, matematikte, astronomide ve zamanının diğer bilimlerinde usta olan dikkate değer bir adamdı. Tarikatın operasyonlarını, İran'daki günümüz Tahran'ından yaklaşık 96 km uzakta bulunan, zapt edilemez bir Pers dağ kalesi olan Alamut'tan (“Kartal Yuvası” anlamına gelir) yönetiyordu. Kale, birçok saldırıya karşı güçlü duruyor ancak 1256'da Moğollar tarafından ele geçiriliyor.


Hasan Sabbah hakkında birçok efsane anlatılır ve gerçeği kurgudan ayırmak zordur. Hikâyesinin bir versiyonu, modern takipçilerine aktaracağı gizemli dini öğretilerden bahseder: “Hiçbir şey doğru değil. Her şeye izin var ”. Onu mistik nesillere sevdiren bir ifade. Bir başka efsane ise Dağın Yaşlı Adamı'nın, onu ziyaret eden bir Haçlı liderine, kendilerini öldürmelerini emrederek takipçilerinin sadakatini gösteren bir hikâye anlatır. 

Yukarı Kaydır