Harry Potter Yanılsaması
SCOPE

Harry Potter Yanılsaması

Sanıyoruz büyük bir çoğunluğumuz, Harry Potter karakterinin ve bu karakterin etrafında gerçekleşen olayların gelmiş geçmiş en efsanevi kurgulardan biri olduğu kanısında hemfikir olacaktır. Çocukluğumuzu, bu kurgunun içerisinde olduğumuzu hayal ederek geçirdik. Kimimiz Harry’nin yanından ayrılmayan sadık dostlarında biri; kimimiz de seçilmiş çocuğun ta kendisi olacağına inanıyordu. Kurgu ve bu inanılmaz kurgu içerisinde yaratılmış koskocaman dünya gerçekten de ‘büyüleyiciydi’. Eh, biz de büyüsüne kapılıp 7 kitap ve 8 uzun filmi ezberledik. Ardından büyüdük, ancak seriye olan ilgi ve alakamız asla dinmedi. Yine de olgunluğun getirdiği yeni bir bakış açısıyla karakterleri, özellikle de Harry’i yeniden değerlendirme fırsatı bulduk ve bir kanıya vardık: Evet, Harry Potter serinin kahramanıydı. Peki, gerçekten de tam olarak bir ‘kahraman’ mıydı?

Yayın Tarihi :30 Kas 2021
Süre :2.5 Bardak

Sinema tarihinin ikonik isimlerinden biri olduğundan şüphemiz yok; Harry, inanılmaz bir karakterdi. Yaşadığı acılar, edindiği dostlar, kaybettiği insanlar, kazandığı savaşlar… Harry ile birlikte büyümüş, eş zamanlı olarak onun da büyüme sürecine şahit olmuştuk. O, bizden çok daha zor bir süreç geçirdi; sınavlarla, sınamalarla dolu bir hayat sürdü elbette. Ancak tüm bu zorluklara şahit olarak acısını paylaştık desek, yalan söylemiş olmayız herhalde, öyle değil mi? Bize gösterilen Harry, bir kahramandı. Ne var ki bu, aslında koca bir yanılsamaydı. Zira Harry, alışageldiğimiz kahramansı özelliklerin büyük bir çoğunluğuna sahip değildi.
Harry’nin çevresinden tüm insanları alın ve yaşadıklarını yeniden yaşamasını sağlayın. Sizce hikaye nasıl olurdu?

Harry Potter’ın başarılarının büyük bir kısmı, başta Hermione olmak üzere çevresinde ona yardım eden yoldaşları sayesinde kazanılmıştı aslında. Harry, görkemli Hogwarts koridorlarında soru işaretleri keşfediyor ve daima bunların cevaplarını arıyordu. Onu aradığına götüren her zaman bir başkası olmuştu. Puzzle parçalarıveriliyordu ellerine, Harry’nin yapması gereken tek şey ise asıl resmi ortaya çıkarmak adına bu parçaları birleştirmekti. Ve işte, cevap oradaydı. Harry tüm bunlara seçilmiş olduğu için ulaşmıyordu; onun en büyük silahı daima çevresindeki inanılmaz büyücüler olmuştu.
Sağ Kalan Çocuk, her defasında nasıl sağ kaldı dersiniz?

Harry’nin hayatının büyük bir kısmı inkar edilemez bir şansın eseriydi. Birçok kez çıkışı olmayan tehlikeli yollara girmiş olmasına rağmen, her birinden sağ salim çıkmayı başarmıştı. Bu kurtuluşların çoğunun şans eseri gerçekleştiği ise bir hayli aşikardı doğrusu. Kendisini kurtaracak yeterli bilgiye ve disipline sahip değildi; Hermione gibi daima her şeye hazırlıklı, tüm iksir ve büyülere hakim bir büyücü değildi mesela. Nitekim bahsi geçen durumların belirli bir kısmıyla, Hermione’nin önderliğinde başa çıkabilmişti. Meşhur üçlüden kızı çıkarsak geriye neyin kalacağı, herkesin kafasında varlığını sürdüren bir soru işareti değil midir?
Dumbledore’un aslında yıllardır Harry’yi kurban etmeye hazırlanıyor olduğu gerçeği, en az Snape kadar bizi de şaşırtmıştı. Fakat zaten Harry, Hogwarts’ın görkemli müdürünün yardımları ve öncülüğü olmadan, gittiği yolda ne kadar ilerleyebilirdi ki?

Son filmde Severus Snape’in akıllara kazınan anılarını izlediğimizde, Dumbledore’un asıl amacını öğrenmiş bulunmuştuk. Henüz minicik bir bebekken dahi Harry’nin güvenliği için elinden gelen her şeyi yapan adamın seçilmiş çocuğa karşı gösterdiği özel ilgi ve ikili arasındaki duygusal bağ, hepimiz için vazgeçilmez bir detaydı, hatta kimimizi kurguya daha çok bağlıyordu. Ne var ki bu özel ilginin kapısı tamamen farklı bir boyuta açılıyordu, zira Harry’nin, Voldemort’un hortkuluklarından biri olduğundan haberdar olan Dumbledore, seçilmiş çocuğun eninde sonunda kurban edilmesi gerekeceğini biliyordu.
Harry nihayet bir kahramanlık yapmış ve bir hortkuluk olduğu gerçeğiyle yüzleştiğinde bizzat ölüme gitmişti. “Sağ kalan çocuk,” demişti, ebediyete hazırlanan Tom Riddle, “ölüme gel.”

Üç affedilmez lanetin en korkuncu vücuduna temas etmiş olmasına rağmen, Harry yine ölmedi. Sağ kaldı. Anlayacağınız, ne olursa olsun kahraman oydu ve ölmeyecekti. Harry ile başlayan savaşa sayısız büyücü katılmış, birçoğu gözlerimizde yaşlar bırakarak can vermişti. Hikayenin baş kahramanı Harry ise, yaptığı kayda değer pek bir şey olmamasına rağmen gidenin ardından yas tutmuş, ancak ‘kahraman’ başlığından vazgeçmemişti. Harry Potter, aslında yoldaşları sayesinde hayatta kalabilmiş, savaşabilmiş ve en nihayetinde kazanabilmişti.
Seçilmiş tek çocuk o değildi.

“Karanlık Lord’u alt edecek güce sahip olan geliyor… ona üç kez karşı çıkmış olanlardan doğacak, yedinci ay ölürken doğacak… ve Karanlık Lord bu erkek çocuğu kendi dengi olarak işaretleyecek, ama o, Karanlık Lord’un bilmediği bir güce sahip olacak… ve ikisinden biri diğerinin elinde ölecek, çünkü diğeri varlığını sürdürürken ikisi de yaşayamaz… Karanlık Lord’u alt edecek güce sahip olan, yedinci ay ölürken doğacak…”diyordu, Sybill Trelawney. Kehanette bahsi geçen tanıma uyan tek bebek Harry değildi; hikayenin dışlanan yüzü Neville Longbottom da bu tanıma uyuyordu. Üstelik bizce Neville’in yıllar içerisindeki değişimi, çok daha takdir edilir nitelikteydi. Nitekim Voldemort’un son hortkuluğu Nagini’yi Gryffindor’un kılıcı ile öldüren ve Karanlık Lord’un ebediyet hayallerine nihai vuruşu yapan, yine Neville olmuştu.

Harry Potter, çocuksu hayal gücümüzü besleyen ve hatta en nihayetinde birer yetiş olduğumuzda bile o hayal gücünü koruyabilmemize yardımcı olan, inanılmaz bir kahramandı. Kitaplara, filmlere adı verilmişti. Ne var ki bu kahramanı konumlandırdığımız o ihtişamlı statü, koca bir yanılsamadan ibaretti.
 
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun tek bir kahramanı olamazdı; bu hikayede herkes kahramandı.
Yukarı Kaydır