Gizemlerle Dolu Bir Uygulama: Simyanın Kökenine Kısa Bir Yolculuk
BİLİM

Gizemlerle Dolu Bir Uygulama: Simyanın Kökenine Kısa Bir Yolculuk

Kökleri eski Mısır’a dayanan simyanın ne olduğuna ve onun bilime kadar uzanan yolculuğuna biraz daha yakından bakmaya ne dersiniz? Gelin, simyacıların neler yaptıklarına hep birlikte bir göz atalım.

Editör :Deniz Koç
Yayın Tarihi :08 Kas 2021
Süre :1.5 Bardak

Antik Mısır halkının ölümden sonraki hayata dair inançları ve bu uğurda geliştirdikleri mumyalama teknikleri, muhtemelen ilkel kimyasal bilgilere dayanıyordu; ancak onların bu “ölümsüzlük” arayışları simyanın gelişmesine de temel oluşturmuştu. Milattan önce 332'de Büyük İskender Mısır'ı fethetmişti ve böylelikle Yunan filozofları da Mısır’la ilgilenmeye başladılar. Maddenin doğanın dört temel unsurundan, yani ateş, toprak, hava ve sudan nasıl oluştuğuna dair Yunan görüşleri, kutsal Mısır bilimi ile harmanlanmış oldu. Sonuç olarak da Mısır’a Yunanca kelime olan Khemia adını verdiler. Aradan geçen uzun yılların ardından Mısır, milattan sonra yedinci yüzyılda Araplar tarafından işgal edilmiş ve böylelikle Khemia kelimesine “al-“ eki eklenerek “Kara Toprak” anlamına gelen al-Khemia halini almıştı. İşte bu kelimenin bugün simya kelimesinin İngilizce karşılığı olan alchemy’nin de kökenini oluşturduğuna inanılıyor. Simyanın nasıl ortaya çıktığına ve kökenine dair daha pek çok farklı inanış bulunsa da 391 yılındaki işgal sırasında İskenderiye’deki büyük kütüphanenin yanmış olması ve bu sebeple de o döneme ait elimizde pek de fazla veri kalmamış olması simyanın gizemini korumasındaki en önemli unsurlardan biri. 
Peki, simya neyi amaçlıyordu?
En basit haliyle tanımlamak gerekirse, yüzlerce yıl önce simyager denilen insanlar kurşunu altına çevirmeye çalıştılar. Aynı şekilde insanların sonsuza kadar yaşamasını sağlayacak iksirler yapmaya da çalıştılar. İşte onların bu çalışmaları simya ve çalışmaları yapanlar da simyacı olarak adlandırıldılar. Simyacılar metaller, tuzlar, asitler ve diğer kimyasallarla deneyler yaptılar. Bu deneyleri sonucunda da dünya hakkında pek çok bilimsel olmayan, bunun aksine biraz da doğaüstü olan inançlar geliştirdiler. Örneğin simyacılar, gökyüzündeki yıldızların konumlarının üzerinde çalışmakta oldukları kimyasal deneyleri etkileyebileceğini bile düşünmüşlerdi. 

Antik çağlarda insanlar Çin, Hindistan, Yunanistan ve Orta Doğu'da çeşitli simya biçimlerini uyguladılar. 1100'lere gelindiğinde ise Avrupa'daki insanlar, bu eski uygarlıklardan simya uygulamalarının bazılarını öğrendiler ve böylelikle kendi deneylerine başladılar. Kurşunu ısıtıp başka birçok maddeyle karıştırarak altına dönüştürmeye çalıştılar; ancak reçetelerinin çoğunu da gizli tuttular. Yıllar boyu bitmek bilmeyen tüm bu çabalarına rağmen simyacılar asla bu gizemli karışımlarla altın üretmeyi ya da insanları sonsuza dek yaşatmayı başaramadılar. Ancak elbette ki bazı yararlı keşiflerde de bulunmuş oldular. Uzun uğraşları sonunda diğer kimyasallardan, bugün mineral asit dediğimiz kimyasalların nasıl elde edilebileceğini öğrendiler. Aynı şekilde çeşitli kimyasalların birbirlerine karıştırıldıklarında nasıl tepki vereceğini de keşfettiler. 
 
On altıncı yüzyıla gelindiğinde ise simya çalışmaları iki kola ayrılmıştı bile. İlk grupta yer alan araştırmacılar, yeni kimyasal bileşiklerin keşfine odaklandılar ve böylelikle çalışmaları günümüz kimya biliminin ortaya çıkmasında büyük bir rol üstlendi. İkinci gruptaki araştırmacılar ise simyanın daha manevi, metafizik yönüne odaklanmaya, yani ölümsüzlük arayışındaki çalışmalarını sürdürmeye devam ettiler. Bu durum da onların günümüz inancındaki bilimsellikten uzaklaşmalarına yol açtı ve günümüz simyacılığının temellerini atmalarına yol açtı. 
Kısaca özetlemek gerekirse, amaçlarından ve ulaşmaya çalıştıkları sonuçlardan bağımsız olarak simyacıların günümüzde de kullanılan pek çok şeyin gelişiminde büyük bir rol oynadıklarını söylemek mümkün. Öyle ki cıva, sönmüş kireç ve nitrik asit gibi maddeler yüzyıllar önce simyacıların çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştı. Simyacıların bu maddeleri kullanıp ulaşmayı hedefledikleri sonuçlar, günümüzün bilimselliğinden oldukça uzak olsa da aynı şekilde barutun bulunması, seramik, cam ve boyanın üretiminin sağlanması gibi pek çok kimyasal gelişimde de katkıları bulunuyor. 
Yukarı Kaydır