Freud ve Jung’la Tabu Oynamak: Materyalizm X Psişizm
unsplash
SCOPE

Freud ve Jung’la Tabu Oynamak: Materyalizm X Psişizm

Hiç merak ettiniz mi; psikoloji kelimesi bile kendini psişeden yani ‘ruh’tan oluşturmuşken, neden psikoloji ile uğraşan bilim insanları ‘ruh’ denen kavrama burun kıvırırlar? Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud dahi, oğlu gibi sevdiği (analitik psikoloji kurucusu) Carl Gustav Jung’u bir kaşık materyalizm ile sırf bunu merak ettiği için boğmaya çalıştı. Freud, cinsellik tabusunu yıkıp ağzımızı açık bırakırken, Jung da Freud’un önüne yıkmaya tenezzül (ya da cesaret) edemediği bu tabu kelimeyi koydu: Ruh! Freud cinsellik dedikçe halk tabu diye bağırdı, Jung ise Freud’u ruh ile tabuladı. Hatta bizi de... Hala çoğumuz için bir tabu olan psişizmle, materyalizmin yüksek surlarını, Jung ve Freud’un ekollerini karşılaştıralım. Hadi!

Editör :Simay Vardar
Yayın Tarihi :01 Haz 2021
Süre :2.5 Bardak

unsplash
Freud ve Jung

Sigmund Freud’un ‘Rüyaların Yorumu’ isimli kitabını eline alan Jung, bir hevesle kalemini kapar ve Freud’a mektup yazar. Rüyalar onun da ilgi alanıydı sonuçta. Jung da aynı Freud gibi görüneni irdelemekle kalmıyor, onun tezahürlerini de eşelemeyi seviyordu. Freud da Jung’a tam bundan yakınlık duymuştu işte. Yaklaşık 1 sene süren mektuplaşmalarından sonra Viyana’da yüz yüze geldiler. Bundan sonra da entelektüel aşklarını 7 sene kadar sürdürdüler.
İkilinin psikanaliz sohbetleri Jung’u heyecanlandırdığı kadar, Freud’u da heyecanlandırırken, Jung’un pek saklamadığı ama Freud’la konuşurken tutkusunu pek de yaşayamadığını da fark ettiği okültizm aşkı, aslında ilişkilerini hem (rüyalar ile) başlatan hem de bitiren şey oldu. Belli ki psikanalizin geniş, derin ve dipsiz meydanında birbirini bulan ikilinin, içten içe onlara direktifler veren navigatif sesleri ısrarla başka şeyler söylemişti. Bu geniş meydanda başka sokaklara saptılar. İkisi de birbirinin yolundan gitmedi. Farklı yollarda durup o yollardan, meydana doğru seslendiler. Peki neler diyorlardı?

unsplash
Freud ile Tabu oynamak
 
Serbest çağrışım oyunu oynasak ve size ‘psikoloji’ desem birçoğunuz, oyunu ‘Freud’ diyerek devam ettirir. Psikolojik süreçleri didik didik eden; aslında nörolog olsa dahi, psikolojiyi psikolog sanılacak kadar çok üstlenen, psikanalizin annesi Freud... Freud’a tabu oynayalım desek, muhtemelen ‘dur bakayım’ der; ağzında piposu poh poh diye diye oyun kutusunu evirip çevirip keyiflenirdi. Kaldı ki, hayatı boyunca uğraştığı, cinsellik namındaki ‘tabu’ kavramını kutusundan çıkartması, bizim de onun adaşı olan bir oyun icat etmemiz ve Freud’la bunu oynayabilmemiz tatlı bir anı olabilirdi. Freud cinsellik tabusunu pata küte yıkmıştı, peki Freud’un tabusu yok muydu? Kendi buluntularını kendine soruyor muydu? Çok kapsamlı bir bilim insanı olmasına karşın, cinselliğe olan takıntısı ve her şeyi bunla bağdaştırması hem onu Freud yapan, hem de biraz geri bırakan bir tutumdu belki de…
Birçok içtepimizi Freud sayesinde keşfettik, hatırımızda olmayan bebeklik anılarımızı Freud’un kestirdiği süreçler ile anımsadık ve utana utana çoğunun gerçekliğine hak verdik. Hemen hemen hepimiz (tüp bebekler hariç olsa da bağıntılı) de cinsel ilişki sonucunda meydana geldik. Hayat bir döngü ise, hayata geldiği şekli unutmama ve irdeleme dürtüsünde olmak, bir bilim insanı için çok doğal bir yol gibi gözüküyor. Fakat, hayatta cinsellik dışında bir şey görmemek de psikolojinin ‘psi’ kısmını biraz ruhsuz bırakmıyor mu? O zamanlar ‘tabu’ olan cinsellik, Freud’un keyifle eşelediği bir kavramken, Jung da Freud’a gelip, kendini oğlu gibi sevdirip, sonra da Freud’u tabusundan vuruyor. Hep en sevdiği yerden kırılır ya insan, Freud da varisi bellediği Jung’u ‘ruh’ yolunda kaybediyor işte. Jung ‘Kundalini’ derken, Freud Kunta Kinte diyor ve burada da Jung’un yolu başlıyor.


unsplash
Jungicorn*: Jung’un Yolu

Jung için Freud’un değerini ve ona kattıklarını hiçe sayamayız. O da hiçbir demecinde böyle bir şey yapmamıştır zaten. Yine de, boynuz kulağı geçer derler ya, o hesap, Jung psişizmde gitgide derinleşerek, Freud’un uzanmaya bile tenezzül (!) etmeyeceği taraflara uzanıp; psikoloji dünyasının gözlerini, Freud’u geçen bu ‘boynuz’a, yani kendisine çevirmesini sağladı. Boynuz da bildiğimiz bir boynuz değil hani… Tek boynuzlu atın boynuzu! Gerçek olsa ne güzel olur diye düşündüğümüz, bir yandan da pek ihtimal vermediğimiz bir şey, adeta Unicorn*dur Jung ekolü. Jungicorn diyelim.

unsplash
Psikoloji; adı üzerinde, ‘ruh bilimi’. Jung da bu tanımın hakkını vermeye çalışır. Ruh (psişe) aslında tutamayacağımız, materyal düzlemde ancak ‘nefes’ olarak tanımlayabileceğimiz bir kavram. Nefes üzerine düşündüğümüzde ya da kelimenin ilk anlamıyla nefesimize odaklanarak bir çalışma yaptığımızda, (zaman içinde) tarif edilemez bir bütünlük hissi yaşar ve yine materyal düzlemin dışına çıkarız. Bir bilim insanı olarak materyalizmin dışına çıkmaksa, görünen o ki, yürek istiyor. Zira, metafizikle uğraşıp da derneğinden aforoz edilen ve hoş görülmemeye başlayan, başka birçok bilim insanı hikayesi de mevcut…
Freud, Jung’u kıyıya çekmeye çalıştıkça, Jung ‘bilmek’ üzerine her şeyi denemek gerektiğini söylüyor. Bir şeye burun kıvırmak, anlamak isteyen biri için abesle iştigal geliyor Jung’a. Okültizm, Freud’un ‘Olur mu öyle şey!’ dediği kafa bulandıran bir kavramken, Jung ‘Acaba olur mu sahiden?’ diye sorup, zaten insanın kompleks ve bulanık bir varlık olduğunu söylüyor ve asla yolundan vazgeçmiyor. Hemen her şeye ihtimal veriyor Jung. Kaldı ki ‘psikoloji’ ne kadar bilim gözükse de nasıl bir ispatı olabilir ki? Söz konusu insanken, hep bir sapma payı vardır. Bu da bilimin kesinliğine uymaz. Sapma payına karşın, Jung da girilmedik delik bırakmayarak; mitlerden girip kolektif bilinçten çıkıp sembollerle ilerler, dünyanın (hatta dünya dışının) bütün envanteriyle kendini parçalarcasına anlamak ister insanı. Jung’a göre, tabu yok. ‘Yasak’ bir kelime ya da yol bırakmamak gerek hayatta. Freud ise son nefesine kadar, ruh dedin mi: ‘Tabu!’, der. Bilemiyorum, oyunbozan kim burada, yoksa hayat oyununun kuralları mı bunlar..?
Yukarı Kaydır