Fırat Neziroğlu ile Dokuma Sanatı Üzerine
RÖPORTAJ

Fırat Neziroğlu ile Dokuma Sanatı Üzerine

Geleneksel dokuma sanatına getirdiği çağdaş bakış açısı ve kendine has yorumuyla alanında fark yaratan Fırat Neziroğlu çok yönlü duruşuyla da takdirimizi kazanan isimlerden. Anna Laudel’deki “Selfie” sergisindeki eserlerle sanatseverlere hayatın içindeki acıları, arayışları, aşkları, özlemleri ve vazgeçişleri hissettiren sanatçıyla kariyer yolculuğunu, dokuma sanatını, ilham kaynaklarını ve pandemi dönemini nasıl geçirdiğini konuştuk.

Editör :Buğra Levent
Yayın Tarihi :02 Eyl 2020
Süre :2 Bardak

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

İzmirliyim, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarım Bölümünden mezun oldum. 2002 yılında Çukurova Üniversitesi'nde aynı bölümde 1 yıl ders verip, ertesi yıl yine Izmir'e, kendi okuluma dönüp yüksek lisans ve sanatta yeterlik eğitimime devam ettim. Üniversiteye girene kadar dans ile ilgilendim. 2011 yılında İzmir’in ilk ve tek Modern Dans Topluluğu Modern Dance Lab'ı kurdum ve Klasik Bale ve Modern Dans eserleri sahneye koydum. Dans ve Dokuma hep yan yana yürüdü benimle. Opera ve caz sanatçıları ile sahnede dokuma performanslar yapıyorum, dokuyorum, okuyorum, dans ediyorum. Bugün eserlerim Londra Harris And Erel Art, New York Hub Design, Anna Laudel ve Lizbon Casa Dell Arte'de temsil ediliyor.

null

Tüm dünyayı derinden etkileyen pandemi süreci, üretim sürecinize ve yaratıcılığınıza nasıl yansıdı? 

Ben genelde iş anlamında sabırlı bir insanım. Bir dokuma eserim ortalama 580 – 600 saat arasında bitiyor. Günlük rutinde toplantılar, sunumlar derken çok bölünüyordum. Pandemi süreci beni çok olumlu yönde etkiledi. Pek çok projeye başladım, pek çok dokuma yaptım. Bunun yanında kendi internet sitemi tasarlayıp bir e-ticaret alanı oluşturdum, şu anda aktif halde. Tasarımcı arkadaşlarım ve öğrencilerimin tasarladığı ürünleri ve çizdikleri desenleri dünya genelinde satışa sundum.

Anna Laudel’de yer alan ve büyük ilgi gören “Selfie” serginizi sizden dinleyebilir miyiz? 

Ben geleneksel bir Anadolu kilimi dokuyucusuyum. Temel ilham kaynağım her zaman Anadolu. Şekilden çok mânâ’ya önem veriyorum. Anadolu’da kilim bir dildir. Sözsüz bir iletişim şeklidir. İnsanlar dert, tasa, sevinç, mutluluklarını kilimlere dokur, görenler de bu alfabeyi okurdu. Dil her şekilde yaşayan canlı ve gelişen bir varlıktır. Geleneksel Anadolu kilim desenlerinin bugünkü dönüşümünü “sözden göze” başlığı altında topluyorum. Bu yüzden bugünün hislerini yansıtan bakışlar ve geçmişin masallarındaki bugünün suretlerini dokumaya özen gösteriyorum. Selfie sergisi de bir saniye içinde çektiğimiz selfieler ve 580-600 saat boyunca dokuduğum selfie portreler arasındaki bağı tanımlıyor. Her birimiz sanatçı, her birimiz model olduğumuz bu günlerde eserlerimizin karşılaştırması üzerine bir düşünsel süreç yaratıyor.

null

Geçtiğimiz yıl New York Moda Haftası’nda defile yaptınız. “Yen” koleksiyonundan da bahseder misiniz? Bu koleksiyonu hazırlarken nelerden ilham aldınız?

Temel ilham kaynağım hep Anadolu. Anadolu coğrafyasındaki zenginlik ve tüketim kaynaklarındaki yokluk ile bize müthiş bir desen ve tasarım kütüphanesi sunuyor.

Çankırı gezimde bir dedenin ceketinde düğme yerine uçkur olduğunu gördüm. Düğme bulamadığı için bir uçkur ile ceketi ilikleyen eşinden söz etti. Ben de tüm koleksiyonda ceketlerin düğmelerini iptal edip hepsini uçkurla bağladım. Harran dedelerinin giydiği cübbelerin rengi ile birebir yeniden dokudum, sadece büyük cepler ekledim. Şehirli insan için güncel bir önerme oldu. Anadolu’da kol ve beden birbirine dikilmez. Kol altı hareketle aşındığı için üçgen bir parça ile birleştirilir. Kumaş bulmak zor olduğu için aşınan üçgen parçayı değiştirirler. Ben de koleksiyonumda tüm ceket ve gömleklerde “kuş” denen bu üçgen parçayı kullandım. Aynı zamanda fark ettim ki kuş sayesinde kol altında bir körük hareketi oluyor ve hava akışından kol altı daha az terliyor.

Koleksiyona ismini veren Yen, Ege’de Zeybeklerin cepkenlerinin üzerindeki sarkan parçanın ismidir. Bu parça savaşta kol yaralanırsa, kolu saklamak içindir. Bugün ceketlerimde kolların üzerine ikinci bir parça takmak komik olacaktı. Ben de kollara fermuarlar ekledim. Elleri yıkarken, tuvalete giderken, masada yemek yerken kalın ceket kollarını sıvayamayız. Bunun yerine fermuarı açıyoruz. Bu hem işlevsel hem de ikinci kol gibi görünen çıkış noktası ile bağ kuruyor. Yine koleksiyondaki tüm ceketlerde aynı detayı görebiliriz. Koleksiyonumda, Uşak’ta atık tekstillerin geri dönüştürülmesi ile üretilen iplikler ile, yeniden tasarladığım kumaşları kullandım. Tam bir Anadolu oldu.

null

Kariyerinizin ilk yıllarını hatırladığınızda sizin için artık daha kolay ya da daha zor olan ne var?

Daha büyük hayallerim vardı. Zamanla ulaşınca bu defa ilk günkü heyecanımı özlemeye başladım. Deneyim kazandıkça her işte kendimize göre yöntemler belirliyoruz, bu kaçınılmaz. Aynı modern dünyadaki konfora alışıp dünyanın esas işleyişini unuttuğumuz gibi. Ben de bu yöntemleri kırmaya, ilk günlerimi hatırlamaya çalışıyorum.

Dokumak size nasıl hissettiriyor? Bu süreçteki ilham kaynaklarınız neler?

İnsan, beden, hisler, bakışlar benim temel ilham kaynağım. Benim için sanat demek insan demek, insan demek hayat demek. Hayatın içindeki en yalın halleri, hiç kurgulamadan, olduğu gibi uyandırmaya bayılıyorum. Bir süre Kore'de kaldım. Orada her sabah çubuklarla bir avuç pirinç tanesi taşıttılar bana. Sağdan sola, soldan sağa. Öğrendim ki birbiri ardına tekrar eden kısa hareketler beyinde nöronların arasındaki bağı güçlendiriyor. Daha sağlıklı bir beden ve zihin anlamına geliyor bu güçlü bağlar. Dokuma da aynı şekilde, günde en az 6-10 saat arası bir alttan, bir üstten iplikleri birbiri arasına yerleştiriyorum. Bu benin için tam anlamıyla bir meditasyon. Zihnime ve bedenime şifa.

null

Anadolu’nun bilinen en eski sanatlarından olan kilim dokuma tekniğini, çağdaş bir yorumla plastik sanatlara dönüştürüyorsunuz. Bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Bugün neredeyse tüm zanaat işlerini modernize etmek gibi bir fikir popüler. Ancak deneyimlenmemiş, sadece okuyarak öğrenilmiş bilgilerle ya da kısa derslerin sonuçlarında, şekle takılıp kalınca bu modernleşmiş ürünler birer çöp oluyor.

Her tasarım doğaya bir müdahale. Müdahale dilimizi çok doğru seçmeliyiz. Bugün bana biri gelip de ben eli belinde kadın motifini neon renklerle dokudum, bunu da büyütüp yarısını kullandım gibi yüzey düzenlemeleri gösterirse benim için hiçbir kıymeti olmadığını, bu işi hiç anlamadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum. Örnekler çoğaltılabilir. Ama eli belinde kadın dersek yine, bugün kadının gücünü simgeleyen bambaşka imajlar kullanıyoruz. Eli belinde kadını hiçbir yerde görmüyorum. Bu dil çoktan değişti. Evrildi. En önemlisi geçmişte kullanılan şekli değil, nedenini, manasını kavramak. Ben tasarımlarımda da, eserlerimde de hep bu fikir etrafında oyun oynuyorum.

Moda tasarımcısı yönünüz dokuma sanatınıza nasıl yansıyor? 

Aslında dokuma sanatındaki tekniğim modaya daha çok yansıyor diyebiliriz. Bu yıl çok mutlu olduğum bir haber aldım. Süleyman Demirel Üniversitesinde, Duygu Güles’in yazdığı yüksek lisans tezi ile hayatım ve dokuma tekniğim anlatıldı. Yaşarken akademik literatüre girdim. Dokuma tekniğim ile pek çok modacı için özel kumaşlar dokuyorum. Bunu giyilebilir sanat olarak değerlendirmiyorum, yaptığım iş giyilebilir zanaat olabilir. Transparan detaylar, boşluklar, dokuma ve resim geleneğini bir arada kullandığım kumaşlar dokuyorum.

null

Bizi dünyada da temsil eden yetenekli bir dokuma sanatçısı olarak, bu zanaatın geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Bu dönem hepimizin varlığını sorguladığı bir süreç. Var olmanın hafifliğini yaşamak için ellerimizle herhangi bir şey üretmemiz yeterli, bunu da yaşayarak öğrendik. Bugün özellikle beyaz yakalılar seramik, dokuma, ahşap oyma, boyama gibi dersleri doldurur oldular. Hepimiz üretmenin, ortaya büyük-küçük, iyi-kötü bir şey koymanın ne kadar iyileştirici özelliği olduğunu anladı. En önemlisi bu sürecin nasıl ilerlediğini, zorluklarını kavradı. Her şeyi hazır alıp tüketmeyi bilen şehirli insan artık üretmenin keyfi, zorluğu ve değeri hakkında da fikir sahibi okuyor. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Fırat Neziroğlu için sırada ne var? Hayalleriniz ve ulaşmak istediğiniz hedefler neler? 

İnanın hayat beni nereye götürürse oraya doğru yol alıyorum. Teklif geldiği için defile yapıyorum, davet geldiği için sergi açıyorum. Yarın bunların hiçbiri olmasa gerçekten başka bir yöne doğru evrilebilirim. Bundan da hüzün duymam. Yakın geçmişte önemli bir rahatsızlıkla ölümle burun buruna geldikten ve ikinci hayatıma kavuştuktan sonra herhangi bir şeye körü körüne bağlanmayı, eğilmeyip kırılmayı çok anlamsız buluyorum. Hayat çok güzel bir oyun alanı, aldığımız nefes çok güzel. Gerisi bize hediye.

Yukarı Kaydır