Film Gibi Hayatlar: Biyografik Film Önerileri
KÜLTÜR/SANAT

Film Gibi Hayatlar: Biyografik Film Önerileri

Bir hikâyenin gerçek olup olmadığı, birileri tarafından yaşanmış olup olmadığı bilgisi hep çok ilgimizi çekiyor. Birinin başından geçen bir olayı anlatmasından çok daha fazlasını vaat ediyor çünkü sinema bize. Karakteri ete kemiğe büründürüyor, atmosferi kurguluyor ve hikâyeyi bize öyle sunuyor. Gerçek bir hayat hikâyesi, merakı körüklerken bir yandan da izleyende önemli bir soru işareti uyandırıyor: Peki bu karakter bununla nasıl baş etti? Bu ve bunun gibi birçok soruyla birlikte iyi oluşturulmuş tarihsel arka planla seyir keyfinin yükseldiği bir gerçek. Film gibi hayatları izleyebildiğimiz biyografi türünün iyi örneklerinden 3’ünü sizler için derledik.

Editör :Nazlı Doğan
Yayın Tarihi :07 May 2021
Süre :1.5 Bardak

Beethoven’ı Anlamak
2006 yapımı film, ünlü Alman besteci Beethoven’ın odasına konuk ediyor bizleri. Kurgusal ögeler de içeren bu yapım, bestecinin olgunluk dönemini ve en önemli eserlerinden biri sayılan 9. Senfoniyi yazış günlerine odaklanıyor. İşitme kaybı önüne geçilemez şekilde ilerleyen Beethoven, titreşimleri bir boru yardımıyla duyarak hararetli bir şekilde yeni senfonisi üzerinde çalışırken notaların temize çekilmesi için bir yardımcıya ihtiyaç duyuyor. Bu yeni yardımcı konservatuvar okuyan, yetenekli ve kendisini geliştirmek isteyen Anna Holtz oluyor. Ne var ki yardımcısının bir kadın oluşuyla başlarda barışamayan besteci zaman içerisinde Anna’nın sabrı karşısında boyun eğiyor ve yeteneğini keşfederek onunla kavga etmeyi bırakıyor.

Aksi, huysuz ve zor bir karakter olan besteciyi şefkat ve yumuşaklığıyla Anna adeta sakinleştiriyor. Yeni senfonisini çalışmaya son hızla devam ederlerken Beethoven duyma yetisini iyiden iyiye yitiriyor ve herkesin merakla beklediği konsere Anna’sız çıkamayacağını anlıyor. Kendi dehasını duyamayan bir adamın portresini çizerken onun yaşamla, hastalıkla olan kavgasını görmek bestecinin iç dünyasına doğru yolculuğa çıkartıyor bizleri. Muazzam müzikler eşliğinde iyi bir hikâye izlemek isteyenlerin bu biyografik filmi seveceği muhakkak. 

Büyük Gözler
Amerikalı ressam Margaret Keane’in ilginç hikâyesini konu alan filmin yönetmeni Tim Burton. 1950’lerde geçen film, terk edilmiş çocukları büyük gözler çizerek imleyen ressam Walter Keane’in zaman içerisinde eleştirmenler tarafından tam not alarak hızla yükseldiği şöhret basamaklarının tam ardında duran karısı Margaret Keane’e odaklanıyor. Uluslararası bir üne kavuşan Walter git gide güçlenirken evde onun şöhretini sağlayan resimleri yapan karısı Margaret çöküşe geçiyor. Psikolojik olarak büyük bir baskının altında kalan Margaret depresif, mutsuz, umutsuz, sinik ve küskün bir karaktere dönüşüyor. Dünyaca üne kavuşan resimlerinin ardında duramayışı yüreğinde büyük yaralar açıyor. Kadın sömürüsü eleştirisi üzerinden ilerleyen bu film, bir kadının yarattığı sanat eserinin göreceği ilgiyle, bir erkeğin yarattığı sanat eserinin göreceği ilgiyi kapitalist düzlemde ortaya koyarak meselenin başka bir boyutuna kapı aralıyor. 

Saatler
Büyük oyuncu kadrosu olan 2002 yapımı film, üç farklı kadının farklı evler, farklı mevsimler ve hatta farklı zamanlarda bir (belki de aynı) güne uyanışlarıyla başlıyor. İlk karakter Nicole Kidman’ın canlandırdığı ünlü ve büyük yazar Virginia Woolf. Yazarın intiharına doğru sürüklenen hayatını, iç dünyasını, buhranlarını, yazarlığını, duygusal iniş çıkışlarını takip edebildiğimiz bu keyifli film üç farklı zamanda geçiyor. Virginia Woolf’ü izlediğimiz tarih 1923 iken, Laura Brown’un(Julianne Moore) 1951 yılından bir gününe, Clarissa Vaughan’ın (Merly Streep) ise 2001 senesinden bir gününe eşlik ettiğimiz bir film bu. Bir gün içerisinde olanları anlatan film, karakterler arasında tuhaf ve zengin bağlar kuruyor. Örneğin Laura intihara karar verme sürecinde Woolf’ün Mrs Dalloway isimli romanını okuyor ya da Clarissa’nın eski sevgilisi ona Mrs Dalloway diye hitap ediyor. Yazarın büyük romanı filmde bir bağlaç olarak kullanılıyor. Üç kadını birbirine bağlarken zaman değişse de acının özü, kadınlığın verdiği acıların değişmediğini fısıldıyor. Çünkü Clarissa gerçekten Mrs Dalloway’a dönüşüyor. İzlerken durdurup notlar almanızı ve hemen koşup Mrs Dalloway romanını almanızı sağlayacak bu filmi kaçırmayın.

Yukarı Kaydır