Ebedi Bilgi Arayışı: İskenderiye Kütüphanesi
SCOPE

Ebedi Bilgi Arayışı: İskenderiye Kütüphanesi

Antik Makedonya Krallığı’nın unutulmaz kralı Büyük İskender, babasının zamansız ölümünü takiben genç yaşta tahta geçmiş, sayısız toprağı fethetmiş ve neredeyse tüm dünyaya hükmeder konuma gelmişti. Ardından MÖ 332 yılında, Afrika'nın yedinci büyük kenti ve ekonomik merkezi olarak bilinen Mısır şehrini kurmuştu, şehre onu adı verildi; İskenderiye. Ünlü Yunan filozof Aristo’nun öğrencisi olan büyük hükümdar, bilginin ve bilgi birikiminin değerini biliyordu. Adını alan efsanevi şehre dillere destan bir kütüphane kurma fikri de bizzat Büyük İskender’den çıkmıştı. Ne var ki fikrini gerçekleştirecek inşa süreci başlamadan hayata gözlerini yummuştu. Ancak İskender’in ölümü, kütüphanenin doğumuna bir engel olmamıştı, zira Ptolemaios hanedanı, büyük hükümdarın fikrini hayata geçirmişti.

Yayın Tarihi :06 Ara 2021
Süre :2.5 Bardak
Büyük İskender, babasının isteği üzerine dönemin büyük düşünürlerinden olan Aristo tarafından eğitim görmüştü. Bilgiye önem, bu bilgileri altın tepsilerde sunan kitaplara ise oldukça değer veriyordu. İskenderiye şehrinin kurulmasının ardından, burayı bir bilgi kentine çevirme hayalleri kurmaya başlamıştı bile. Şehrin göbeğine, dünyanın her yerinden kitaplarla ve bilgilerle donatılmış devasa bir kütüphane inşa ettirmek istiyordu. Fikrini insanlarla paylaşmıştı, ne var ki gerçek olduğunu görmek nasip olmamıştı. İskender, kütüphane yapımının başladığını dahi göremeden, henüz 32 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

I. Ptolemaios Soter
Neyse ki İskender’in ölümü, kütüphane fikrini de beraberinde mezara götürmemişti. Fikir, MÖ 283 yılında, İskender’in en güvenilir generallerinden biri olan I. Ptolemaios Soter tarafından hayata geçirildi. Ptolemaios, Büyük İskender’e olan sadakatleri ile tanınan 7 koruyucudan biriydi, üstelik II. Filip’in gayrimeşru çocuğu olduğu da söylentiler arasındaydı. Bu rivayet doğruysa, yıllarını adadığı ve birlikte inanılmaz başarılara imza attığı İskender’in kardeşi oluyor demekti. Nitekim onun ölümünden sonra bir firavun olarak tahta geçmişti.

Demetrius Phalereus
Bu dönemde halk arasında bilgiye karşı duyulan açlık, paha biçilemez derecelerdeydi. Tarihi kayıtlara göre Yunanlılar, yeni ve keşfedilmemiş bilgilerin arayışı içerisinde Mısır’ı ziyaret ediyordu. Büyük İskender’in de coğrafya bilgisine özellikle önem verdiği söyleniyordu. Ptolemaios, Atina’nın eski politikacılarından Demetrius Phalereus’u danışmanı olarak yanına almış, kütüphanenin kuruluşu için bizzat görevlendirmişti. Zira kral, Demetrius’un zengin bilgi dağarcığından faydalanmak istiyordu ve adamın kütüphane işlerinde fazlasıyla yararlı olacağını biliyordu.
İskenderiye Kütüphanesi aynı zamanda bir müze görevi görüyordu. Şehrin asil kesiminin bulunduğu bir noktaya konumlanmıştı. Mimari yapısına dair bilinen pek bir şey yok, ancak dönemin kayda değer yapılarını göz önünde bulundurduğumuzda kütüphane binasını da gözümüzde canlandırması pek zor olmasa gerek. Belki Helenistik sütunlar belki Mısır kültürüne ait tanıdık unsurlar ya da belki de her ikisini de bir araya getiren eşsiz bir yapı… Mimarisine dair kesin bilgilerin yer aldığı kayıtlara ulaşılamamış olsa da içerisinde amfilerin, dersliklerin ve her kütüphanenin vazgeçilmezi, sayısız kitaba kucak açmış rafların olduğu biliniyor.
İskenderiye Kütüphanesi’nin antik raflarını Yunan ve Mısır defterleri dolduruyordu. Dönemin bilginleri Ptolemaios tarafından kütüphaneye çağırılıyor ve adamlara, burada yaşamaları ve çalışmalarını burada yapmaları teklif ediliyordu. Bilgi birikimi zamanla bir hayli büyümüştü, buna rağmen yeni bilgiye olan açlık, hiçbir zaman doyurulamıyordu.

Kütüphanenin konumu bir hayli elverişli bir noktadaydı; Akdeniz’den geçen gemiler, buraya uğrayıp yollarına öyle devam ediyorlardı. Durumu fırsat bilen III. Ptolemaios, İskenderiye limanına demir atan her geminin ellerindeki kitapları çoğaltılması için buraya devretmesini gerektiren bir politika izliyordu. Kitapların orijinallerini alıyor, kopyalarını ise gemiye geri veriyorlardı. Yazılı bilgi arayışı için ‘kitap avcıları’ tutulmuştu, dahası, bu konuda karşılarına çıkabilecek rakipleri elemek adına Mısır papirüslerinin ihracını durdurmuşlardı.
İskenderiye Kütüphanesi, belki yüzlerce belki de binlerce bilgi ile donatılmıştı ve şehrinin hevesle atan kalbi konumundaydı. Ancak bilgi sayısı arttıkça, aranan spesifik bilgilere ulaşması bir hayli zorlaşmıştı da. Durumu kolaylaştıracak bir çözüm yolu, çok geçmeden bulunmuştu. Kütüphanenin içerikleri, 120 ciltlik bir katalog içerisinde derlendi. Üstelik kütüphanenin sistematik bir plan içerisine dahil edilmesi bir ilkti.
Kütüphane, yaklaşık 300 yıllık bir süreç içerisinde inkar edilemez derecede gelişmiş, genişlemiş ve büyümüştü. Ne var ki bu ihtişamı edebi olamayacaktı, zira İskenderiye Kütüphanesi, uygarlıkların uzun ömrüne sahip olamamış, günümüze ulaşmayı da başaramamıştı.

İskenderiye Kütüphanesi’nin başına tam olarak ne geldiğine dair kesin bir kanı yok; ancak bundan yaklaşık 2000 yıl kadar önce korkunç bir yangın neticesinde yok edilmiş olduğu ve beraberinde sayısız çalışmayı de hiçliğe sürüklediği iddia ediliyor. Böylesine efsanevi bir yapının, ardında ne mimari ne de arkeolojik hiçbir kalıntı bırakmadan haritadan silinmiş olması, günümüzde hala büyük bir merak ve şüphe konusu olarak değerlendiriliyor. Öyle ki kimi uzman, büyük kütüphanenin esasen var olmadığından bile şüpheleniyor. Kütüphanenin, MÖ 48’de Julius Caesar’ın İskenderiye’yi kuşatması ve limanlarını ateşe vermesi ile küller ardında kalmış olabileceği söyleniyor. Dahası, İskenderiye şehrinin zamanla birçok hükümetin elinden geçmesi ile hükümdarların gözünde bir tehdit olarak algılanan kütüphanenin yavaş yavaş ortadan kaldırılmış olabileceği de rivayetler arasında.
Bir yaşam kaynağı gibi değerlendirilen bilgiler, eşsiz bir koleksiyon misali biriktirilen yazılar en nihayetinde geri getirilemez tarih parçaları olmuştu. İskenderiye Kütüphanesi ise kanıtlanması zor bir efsane olarak, kendisini takiben ortaya çıkan kütüphanelerin raflarına kaldırıldı.
Yukarı Kaydır