Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Distopyanın Yeni Adı: “Squid Game” Dizi İncelemesi
KÜLTÜR/SANAT

Distopyanın Yeni Adı: “Squid Game” Dizi İncelemesi

01 Eki 2021

Netflix’in en yeni yapımlarından biri olmasına rağmen hem Güney Kore dizi sektörüne hem de şüphesiz ki bu dijital platforma yepyeni soluk getiren 2021 yapımı “Squid Game”, yayın hayatına başladığı günden beri global çapta getirdiği sesle, Netflix’in en iyi yapımları listesine adını büyük harflerle yazdırmayı başardı. Güney Kore’nin, bir klasik haline gelmiş ve çokça monotonlaşmış “romantik-komedi” dizi kültürü algısını yerle bir edip yerine yepyeni ve oldukça iddialı bir algı inşa etmeye başlayan “Squid Game” dizisini, sizler için mercek altına alıyoruz. Maneviyatın maddiyatla sağlandığı, zengin eğlencesinin ise dar gelirli kitleyi can pazarında konumlandırdığı bu hiyerarşik distopyayı iliklerinizde hissetmeye hazır mısınız…?

3.5 Bardak
Spoiler Alert!
Diziyi daha doğru ve anlaşılır ele almak adına spoiler vermek durumundayız. Eğer, seyir keyfinizi bozacak yaramaz sürprizlere maruz kalmak istemiyorsanız, içeriği, diziyi bitirdikten sonra okumanızı öneririz.

Hwang Dong-hyuk’un hem kaleme hem de kayda aldığı 2021 Netflix orijinal yapımı olan dizi, tüyler ürpertici bir yaşam savaşını gözler önüne sererken, bizleri can evimizden vurarak oldukça çarpıcı bir hikaye imza atıyor. Hepimizin en masum en keyifli ve en özlenen zamanları olan çocukluk dönemini, çok daha farklı bir boyuta taşıyıp daimi olması gereken masumiyeti, kan, vahşet ve en nihayetinde ölümle lekeleyip en güzel anılarımızdan bile oldukça korkunç travmalar edinebileceğimiz kapıyı aralıyor. 2009 yılında senaryo aşaması tamamlanan fakat dönemin film yapımcılarının, “dünyanın henüz böyle bir senaryoya hazır olmadığı” fikri ile tam 12 yıl sonra oldukça radikal bir şekilde izleyici ile buluşan “Squid Game”, muazzam bir strateji ile tam da olması gereken dönem de izleyicisi ile buluşuyor. Dizi, dijital çağın dijital insanını, bu muazzam strateji eşliğinde, en geleneksel yönünden vurup bugün oldukları yetişkin birey ile değil, hala içlerinde yaşayan “sokak” çocuğu ile ekran başında konumlandırıyor. İzleyicilerin hepsine kendi kültürlerinde var olan çocuk oyunlarını hatırlatan dizinin, alışılmışın dışında senaryosu da bu yönüyle öne çıkıyor. 

Oldukça yaratıcı ve distopik bir zekanın ürünü olan Squid Game’de, maddi açıdan sıkıntı çeken 456 farklı profili itinayla seçen, uluslararası bir organizasyon topluluğuna şahit oluyoruz. Filmin ara bölümlerinde, oldukça köklü bir organizasyon olduğunu öğrendiğimiz bu oyunlar, şehir merkezinden uzak bir adada gerçekleşiyor. Kısmen dar gelirli, geçinemeyen ya da hayatta kalmak adına illegal yollara başvuran insanların, para ya da can arasında bir seçim yapmak durumunda kaldığı organizasyonda, oldukça teşvik edici bir meblağ bulunmakta. 45,6 milyon Won’luk bir para ödülünün olduğu organizasyonda, katılımcılar için hazırlanmış dehşet verici bir sürpriz mevcut. “Eşit şartlarda ve oldukça adaletli” bir şekilde oynanan oyunlarda, eleniyor olmanın ölmek olduğunu ilk kurşun sıkıldı an anlayan katılımcılar, korkutucu gerçekle de tam o an yüzleşiyorlar. Toplamda 6 etaptan ve buna bağlı olarak 6 adet çocuk oyunundan oluşan organizasyon, oyundan ziyade bir can pazarını ve insanların hayatta kalmak adına neler yapabileceğini gözler önüne seriyor.
 

Hayat mı Para mı?

Yönetmen ve senarist Hwang Dong-hyuk’un bir derdi olduğunu söylemek yanlış olmayacağı gibi bu derdi gözler önüne sermek konusunda ne kadar profesyonel olduğunu belirtmek de yanlış olmayacaktır. Günümüzde en az nefes almak kadar önemli olan bir diğer kavramın para olduğunu oldukça çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren senaryo, “hayat mı para mı?” sorunsalını, izleyicilerin yüzüne adeta bir tokat gibi çarpıyor. Bir canlının aldığı nefesin asla bir meblağla kıyaslanamayacağını avaz avaz bağırdığımız 21.yüzyılda tüm bu çığlıklarımızın ne kadar boş ve umutsuz çabalar olduğu gerçeği ile yüzleşmemize neden oluyor. Squid Game, para denen maddi kavramın, yaşamak denen en doğal hakkın önünde konumlandığını ve kimin yaşayıp kimin öleceğine, parası olanların karar verdiği, oldukça “gerçek bir distopyaya” dehşet içinde şahit olmamızı sağlıyor. Muhatabı olduğumuz sorunun cevabı aslında çok açık sevgili okurlarımız. Ne para ne de hayat. Cevaba gönül rahatlığıyla, “yaşamak için para” diyebiliyoruz.

Hala İnsanlara Güveniyor musun?

Dizide, birçok karakterin, ilk oyundan son oyuna doğru göstermiş olduğu adaptasyon sürecine şahit oluyoruz. İlk oyunun ardından başlayan gruplaşmaların doğurduğu samimi ilişkilerle, gerçek benliklerini yani gerçek isimlerini tanıtacak kadar güvendikleri arkadaşlıklar kuran katılımcıların, son oyunlara doğru en güvendikleri kişiyi bile arkalarında bırakıp ölüme terk etmelerini, insan olmanın gerçekliği olarak betimlememiz çok mümkün. Asla yargılayamadığımız katılımcılar ve dizi boyunca bizleri tutsak eden “ben olsam ne yapardım”tarzı sorular ile bizlere, şu hayatta kurmadığımız kadar empati kurduran yapım, kendimizden başka kimseye güvenmememiz gerektiğini de oldukça açık bir şekilde göstermekte. Hwang Dong-hyuk, biz izleyicilerin, “insanın özünü ve bencilliğini” en açık hali ile huzuruna sunuyor ve bir diğer yandan, dizinin ana karakteri Seong – Gi-Hun’un pes etmeyen vicdanı ve merhameti ile “insan varsa umut var” mottosunu da aklımızın bir köşesine iliştirmeyi ihmal etmiyor. 

Hiyerarşik Adalet…?

Dizinin başından sonuna kadar maruz kaldığımız renkler ve semboller mevcut. Katılımcıların yeşil eşofman takımları, askerlerin ise kırmızı tulumlar ile tam ortasında kocaman bir geometrik şekle sahip olan maskeler taktığını hepimiz görmekteyiz. Katılımcılara giydirilen yeşil takımların Kore’nin lise kültüründen ilham alındığını söyleyebilmekteyiz. Bunun yanında, tam anlamıyla hiyerarşik bir düzeni olan kırmızı tulumluların yaratılışında, karıncaların hiyerarşik kolonisinden ilham alındığını söylesek…? Yuvarlak şeklin işçiyi, üçgenin askeri, karenin ise yönetici sınıfını temsil ettiği kırmızı tulumlular arasında oldukça keskin bir hiyerarşi mevcut. Güya, adalet ve eşitlikten bahseden fakat kendi yüzlerini göstermekten aciz olan kapitalist yöneticilerin yaratmış olduğu adil hiyerarşiden, bizler için trajik onlar için ise eğlence malzemesi olacak bir güldürü aracı olarak bahsetmek mümkün. Hiyerarşi ile adalet kavramlarının çok ayrı iki uç olduğunu düşündüğümüz zaman Hwang Dong-hyuk, bu iki kavramın bir araya gelmesinin ne kadar eğreti sonuçlar doğuracağını da gözler önüne sermiş oldu.

Öldürmenin Eğlencesi…?

İnsanın sınırsızlığı ve tüketim denen kavramın asla tükenmeyen bir kavram olduğu gerçeği ile yüzleştiğimiz Squid Game’de, insanoğlunun doymak bilmeyen ve sınırlar genişledikçe vahşi bir boyut almaya başlayan arzularıyla karşı karşıya kalmaktayız.  Asla doymayan bir tüketim toplumu olduğumuz gerçeği ile oldukça çarpıcı bir şekilde yüzleştiğimiz dizide, kapitalist sistemin en acımasız yönüyle de yüz yüze kalmaktayız. Para merciinin karar merci olduğu, insanın en temel hakları olan uykunun, beslenmenin, tuvaletin ve en kötüsü yaşıyor olmanın bile parası olanın nezdinde olduğu bu korkunç distopyanın, aslında ne kadar gerçek olduğu ile de yüzleşmek zorunda kalıyoruz. İnsan canının, kapitalist sistemin tek bir kahkahası ile ölçülen değersiz bir şey olduğu 21. yüzyılda “zenginin eğlencesinin fakirin acısı” olduğu gerçeği de yüzümüze tokat gibi çarpmakta sevgili okurlarımız.
 

Tüm bu derin alt metin ve anlatının yanı sıra dizi, teknik açıdan da oldukça profesyonel bir yapım ortaya koymakta. Dizinin dur durak bilmeyen ritmi ile izleyici açısından oldukça sürükleyici bir örnek oluşturulduğunu söylemek asla yanlış olmayacaktır. Bunun yanı sıra dizide kullanılan “undiegetic” (öykü dünyasına ait olmayan müzik vb.) ögeler, ustalıkla kullanılmış ve böylece izleyiciyi bu korkunç evrene profesyonel bir şekilde yerleştirilmiştir. Dizinin çekildiği setin ve kullanılan maketlerin son derece gerçek olması, yapıma çok daha realistik bir perspektif katmış ve fantastik görüntüden uzak kalmasını sağlamıştır. Kullanılan kamera açıları ile izleyiciyi ilahi bakış açısına konumlandıran dizide sık sık tepe açısı kullanılmıştır. Katılımcıları, “küçük bir sürünün ölüm kalım savaşı” olarak gösteren bu açılar sayesinde metaforik anlatım da muazzam bir şekilde gerçekleşmiştir.
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?