Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Henrik Aarrestad Uldalen
ZOOM

Bir İnsanı Yitirmek

03 Oca 2022

Bir yakınımızın ölümünün, sevgilimizin gidişinin, dostumuzla uzaklaşmanın yasını pek çoğumuz biliriz. Bugüne dek yaşamımızın doğal bir parçası olan bu insan artık yoktur, fakat varlığı yok olmaz da ansızın. Giden insanın kendi yitirilir fakat ondan geriye kalanları yitirmek pek kolay değildir. Bu da akla şu soruyu getirir: Bir insan yitirilebilir mi hakikaten?

Yitirmek, “Kendisinin olan bir şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmemek.” ya da “Kendisinde bulunan kimi özellikerin, niteliklerin yok olması.” anlamına geliyor. Yani herhangi bir şeyi yitirebilmenin ön koşulu, o şeye sahip olmak. Kalemimi, heyecanımı, varlığımı, başarımı yitirebilirim. Peki bir insan bir insana sahip olabiliyor da mı onu yitirebiliyor? Çok sevdiğimiz biri; kalemimiz, heyecanımız, varlığımız, başarımız gibi bize mi ait?

Pek tabii bir insana tıpkı bir kalem gibi sahip olmuyoruz. Başka birinin bize ait olması, başka birinin mülkiyetini almak imkansız olduğu gibi sağlıksız da. Çocuğumuzdan tutun eşimize, annemizden kardeşimize kimse “bizim” değil. Öyleyse nasıl oluyor da bu insanlar yaşamımızda artık olmadığında tıpkı bize ait olan bir parçamızı yitirmişçesine acı çekebiliyoruz? 

Elly Smallwood
Bir insana sahip veya ait olamasak da; bu insanlar yaşamımıza ait oluyorlar, biz de benzer biçimde onların yaşamına. Zamanla her günümüzün, geçmişimizin, gençliğimizin, hayallerimizin, korkularımızın, kaygılarımızın bir parçası haline geliyorlar. Varlıkları öyle bir hal alıyor ki; tıpkı içimize çektiğimiz hava, her gün doğan güneş, güneşi görmeye alışmış gözlerimiz gibi kanıksıyoruz. Yaşamımızın olağan, sıradan, normal bir parçası oluyorlar. Nasıl her gün uyanabildiğimiz veya yürüyebildiğimiz için şaşırmıyorsak, bu insanların varlığına da öyle alışıyoruz. Bir gün olmama ihtimalleri aklımıza dahi gelmiyor. Gelse de sanki epey uzak, hiç gelmeyecek bir gelecekteymiş gibi düşünüyoruz.
Dolayısıyla kaybettiğimiz bu insanla birlikte, yaşamımızın bir parçasını yitiriyoruz. Sanki günlerimizin, geçmişimizin, gençliğimizin, hayallerimizin, korkularımızın, kaygılarımızın bir kısmı da gidenin beraberinde gidiyor. Sanki bir anda nefesimiz kesiliyor, güneş doğmayı bırakıyor, gözlerimiz görmüyor. Gidenin ardından insan her gün uyanabildiğine, yürüyebildiğine şaşırıyor. Yadsıdığımız her şeyi, en çok da gidenin yaşamımızda hava gibi kapladığı kocaman yeri görmemek mümkün olmuyor.

Henrik Aarrestad Uldalen
Öte yandan her insan; en sevdiklerinin kimliklerinden bir parçayı hep kendi benliğinde taşıyor. Yaşamı başkalarından ve başkalarıyla öğreniyoruz. Üzümün üzüme baka baka karardığı gibi; insan da insanla yan yana dura dura bir kimlik yaratıyor. Annemizin mimikleri, sevgilimizin kelimeleri, kardeşimizin düşünceleri biz hiç fark etmeden bir parçamız oluyor. En yakınlarımızın bazı parçaları “ben”in içinde yaşıyor. 
Bu insanlar benliğimizin bir parçası oldukları gibi, bir de elle tutulamayan gözle görülemeyen bir “biz” doğuyor zamanla. Benim yaptıklarım ve onun yaptıklarının yanı sıra bir de “bizim” yaptıklarımız oluyor. Bizim huylarımız, bizim güldüklerimiz, bizim danslarımız. Ve pek tabii bizim sevgimiz. Paylaştığımız, çoğalttığımız, benden ona ondan bana akan, “bizim” sevgimiz.
Dolayısıyla yitirilenle birlikte sanki benliğimizin bir parçasını da yitiriyoruz. Bir mimiğimiz, bazı kelimelerimiz, belli düşüncelerimiz yok oluveriyor sanki. Yok olmuyor fakat eksiliveriyor “ben” dediğimiz şey. “Biz” ise tamamıyla yok oluyor. Bizim yaptıklarımız, bizim huylarımız, bizim güldüklerimiz, bizim danslarımızdan geriye oldukça yalnız bir “ben” kalıyor. Bir de artık olmayan birine duyulan ve yerini yurdunu bulamayan bir sevgi. Eskisi gibi dinamik olmayan, tek taraflı, statik, yalnız bir sevgi.

Başlarda insanın aklı almıyor. Yaptıklarımız, huylarımız, güldüklerimiz, danslarımız, sevgimiz yitirilenle birlikte nereye gidiyor? Buharlaşıyor mu? Toprağa mı karışıyor? Ölüyor mu? Yanıyor mu? Uçuyor mu? Kaçıyor mu? Dün yaşamımızın neredeyse tamamını kaplayanlar, bugün nasıl oluyor da yok oluyor?

Henrik Aarrestad Uldalen
Başlarda insan gidenle birlikte tüm bunları da yitirdiğini sanıyor. Beraberinde yaşamımızın ve benliğimizin bir parçası; bizim ve sevgimizin tamamı da yok olmuş gibi geliyor. Oysa yitirilenin kendi artık olmuyor ama varlığı tıpkı hava gibi yaşamımızı kaplamaya devam ediyor. Yitirilen, ardında yaşamımızın kıymetli bir bölümünü bırakıyor. Bir zamanlar paylaştıklarımız, birlikte yaptıklarımız; yaşamlarımızın silinemez bir parçası oluyor. “Biz” ise hiç fark etmeden benliğimize karışıyor. Öğrendiklerimiz, yaşadıklarımız, güldüklerimiz varlığını benliğimizde sürdürüyor. 
Eskiden birlikte güldüklerimize şimdi yalnız gülerken, bir kediyi onun gibi severken, bir karar anında onun gibi düşünürken; bu insanı hiç yitirmediğimizi, aksine artık yaşamımızın koparılamaz bir parçası olduğunu anlıyoruz. İki insanın kalbi yaşamda bir kez bağ kurdu mu, o insanı tam anlamıyla yitirmek pek de mümkün olmuyor.
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?