İLİŞKİLER / CİNSELLİK

Aşksız Duramamak Bir Alışkanlık Olabilir Mi?

Flört etmek, aşık olmak, birilerinden hoşlanmak… Bu tarz hisleri ve heyecanı yaşamak bazılarımız için sürekli olması gereken ve eksikliğinde boşluğu hissedilen bir alışkanlık durumuna dönüşmüş olabilir. Kendinizi sürekli tekrar eden kısa ya da uzun flört döngüleri içinde ara vermeden bulabilirsiniz. Peki bu sürekli flört hali bağımlılık oluşturuyor olabilir mi? Kişilerden ziyade durumun bize yaşattığı heyecana ve bizi canlı tutuşuna mı ihtiyaç duyup alışkanlık haline getiriyoruz? Gelin, aşkın bağımlılığı olur muymuş buna yakından bakalım!

Editör :İrem Özgün
Yayın Tarihi :09 Haz 2021
Süre :2 Bardak

Birinden hoşlandığımız zaman, ilgimizi çeken bu kişiyle flört etmek ya da onun da bize olan ilgisini üzerimizde hissetmek elbette hoşumuza gider. Özellikle de zaten beğeniyor olduğumuz birisinin ilgisinin bize doğru hareketlenmeye başladığını fark ettiğimiz an bu ilgiyi kaybetmek istemeyiz. Hem bu ilgiyi kendimizde tutmak için ve hem de bu hissin bize verdiği tatmin olmuşluk adına karşı kişiye hamlelerde bulunmak isteriz. Bazen karşı taraftan bize olan hisleri için net davranışlar ya da sürekli ilgi almıyor olsak bile yine de bir hamlede bulunmayı seçebiliriz. Bunun nedeniyse birileriyle flört ediyor olma halini son derece eğlenceli bulup, bize canlılık kattığını düşündüğümüz olabilir.

Mevcut bir flört veya ciddi bir ilişki sırasında düzenli olarak bizi tatmin eden davranışlar gördüğümüzden dolayı bu durum, vücudumuzda serotonin ve dopamin salgılanmasını da uyarmakta. Hepimizin adını sıkça duyduğu bu iki hormon aynı zamanda “mutluluk hormonu” olarak da bilinmekte. Ama yine de asıl görevleri sadece mutluluğu artırmakmış gibi bir düşünceye de kapılmayın. Çünkü bu iki hormon aslen beyindeki nöral işleyişlerde bulunan kimyasallardan. Zaten üstüne biraz düşününce de aşk, vücudumuzdaki kimyasalların beraber yapmış olduğu tepkimeler sonucu meydana gelmekte. Aşk ve flört gibi deneyimler mutluluk ile direkt çok yakından alakalı olduğundan doğal olarak serotonin ve dopamin salınımında da etkililer. Fakat burada bilmemiz gereken bir nokta var: Sürekli olarak düzenli aralıklarla karşı tarafın yoğun ilgisini alıp bundan aşırı mutluluk duymak, bu salgılanan hormonların düzenine de alışmamızı sağlıyor. Yani aslında basit bir örnek verecek olursak, bir ilişki bittikten sonra ayrılığın peşinde çok yoğun yoksunluk hissi çekmemizin büyük sebeplerinden birisi de düzenli ve yoğun salgılanan dopamine de alışmış olmamızdan kaynaklanıyor.

Dopamin ve serotonini bir kenara bırakacak olursak, flörtün ve aşkın hayatımıza renk ile beraber farklı bir heyecan kattığının farkındayız. Bundan dolayı da bazı kişiler kendilerini herhangi bir ilişkinin içinde bulamadıklarında oldukça düşük motivasyonda hissedebiliyorlar. Eğer hayatlarında o sırada ilgilerini çeken ya da flört ettikleri biri yoksa bu durumda böyle kişiler günlük işlerine karşı bile isteksizlik geliştirebiliyorlar. Hatta bazılarının “enerjisini aşktan aldığı” bile kendileri tarafından söylenmekte. Bu durumda kişi artık kendisi için doğru ve uygun insanla bir şeyler yaşamaktansa, bir flört halinde bulunma durumunu asıl amacı şekline getirebiliyor. Böylelikle de aslında aşk, onun için bir alışkanlık halini alıyor. Aslında bunun iyi ya da kötü bir şey olup olmadığını söylemek her açıdan yanlış olabilir. Çünkü, bazılarımız sadece emin olduğu ve uygun gördüğü kişilerle ilişkiyi yaşayıp, bittikten sonraysa zamana ya da ara vermeye ihtiyaç duyabiliyor. Bazılarımız ise ilişkileri birer motivasyon kaynağı olarak da gördüğünden bir an önce kendisini biriyle ilişkili bulmayı arzulayabiliyor. Bunun tamamen bizlerin yapımıza ve kişiliğimize göre değiştiğini söylemek mümkünken, aşkın da tıpkı bir davranış gibi alışkanlık haline gelebildiğini söyleyebiliriz. Psikolojide, ilişkilerle ilgilenen kişilerin “aşksız duramama” gibi durumların bazı insanlarda gayet var olduğunu söylemiş olduklarını da eklerken, kısmen bir alışkanlığa da benzediğini düşünmek doğru oluyor.
Yukarı Kaydır