Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Annesizliğin Şair Ettiği Kadın: Didem Madak
i.pinimg.com/originals/f7/42/20/f74220949732843e27f9c75e5f9a7f62.jpg
BİYOGRAFİ

Annesizliğin Şair Ettiği Kadın: Didem Madak

27 Kas 2021

1970 yılında İzmir’de dünyaya geliyor şair. Hayatında birçok sorun ve gel-git yaşıyor. Tüm bunların bir şekilde üstesinden geliyor da annesizliğin üstesinden gelemiyor. Didem Madak’ın bir de kız kardeşi var. İki kız kardeş birbirlerine tutunup büyüyorlar, bununla kalmıyor birbirlerinin yaşamına büyük dokunuşlar yapıyorlar. Gelin annesizliğin şair ettiği Didem Madak’ın hayatına ve şiirlerine yakından bakalım.

2.5 Bardak

pbs.twimg.com/media/DYAbXIqWsAAUFM5.jpg
Öğretmen olan anne ve babasının işleri dolayısıyla Didem Madak ve kardeşi Işıl’ın çocuklukları Amasya ve Burdur’da geçiyor. Burdur’da yaşayan ailenin ilk dağılışı 12 Eylül darbesiyle oluyor. Babaları Yusuf Bey Amasya’ya sürülüyor. Işıl 7 Didem 12 yaşındayken anneleri Füsun Hanım beyin kanseri nedeniyle ölüveriyor. Çok erken annesiz kalan şair, bu durumla bir türlü barışamadığı gibi bataklığa saplanmışçasına git gide daha kötü hissediyor. Annesinin ölümünden seneler sonra yazacağı Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım şiirinde bu ruh, can yakıcı biçimde ortaya çıkıyor:
“On dört yaşındaydı ruhum bayım / Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. /Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz /Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri…”

Işıl ve Didem annelerinin ölümünden sonra babalarıyla kalmaya başlıyorlar. Bu dönemde teyzeleri belki de Didem Madak’ın hayatını, hayata bakışını değiştirecek ve de onu şiire yöneltecek bir hamle yapıyor. Füsun Hanım’ın şiir defterine kızlarına veriyor, yanında 25 yıllık Varlık dergisi koleksiyonuyla beraber. Bu şiir defterine Füsun Hanım sevdiği şairlerin şiirlerini yazıyor ve belki de hiç bilmeden büyük bir miras bırakıyor çocuklarına.
Annesinin ölümünün ardından babası Yusuf Bey bir evlilik yapıyor. Bu noktada şair, Sylvia Plath’le özdeşleşiyor zihnimde. Sylvia da annesini çok erken yaşlarda kaybetmiş ve annesizlikten şair olmuş bir kadın. Sylvia’nın da babası da başka bir kadınla evlenerek çocuklarını bilerek ya da bilmeyerek üzüyor, yoruyor. Babasının yanında başka bir kadını gördüğünde normal hissedecek yaşta ve duyguda değiller ne de olsa…

mir-cdn.behance.net/v1/rendition/project_modules/1400/78f03f84534207.5d5fb02960ee5.jpg
İzmir’de liseyi bitirdikten sonra Hukuk Fakültesine giriyor Didem Madak. Henüz üniversite 2.sınıftayken bir felsefe öğrencisiyle âşık olup hızlıca evleniyorlar. Okulu bırakıyor şair bu dönemde. 4 senelik evliliği boyunca kocasının ve arkadaşlarının felsefe tartışmalarını dinliyor fakat dahil olmuyor, olamıyor. Evlilikleri yürümüyor, boşanıyorlar ve Didem Madak bodrum katında rutubetli bir eve taşınıyor. Burada hayatının belki de ikinci dönüm noktasını yaşıyor; şiir yazıyor. Bu bodrum katında durmadan, seneler boyunca şiir yazıyor. Okutma ve yayımlatma kaygısı taşımıyor. Kardeşi Işıl bunu biliyor fakat şiirlerin muazzamlığı onu çok heyecanlandırıyor ve şiir dosyasını gizlice bir yarışmaya gönderiyor. Meselenin bu kısmı size de Kafka’yı anımsattı mı?

birparcatuhaftik.com/wp-content/uploads/2020/09/didem-kapak.jpg
Kafka kitaplarının basıldığını hiç göremedi. Ölümünden sonra yakılmasını vasiyet ettiği metinlerini arkadaşı bastırarak onu dünyaya mâl etti. Bu noktada Didem Madak ile ayrılıyorlar. O, kendi başarılarına şahit oldu ve tadını çıkarttı neyse ki. Didem Madak, taşındığı o bodrum katında ilginç deneyimler yaşıyor. Örtünüyor mesela bir dönem, kardeşine kadınlığından sıyrılmak istediğini söylüyor ve bu durumu da aynı şiirinde şöyle anlatıyor:
“Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca /Balkona yorgun çamaşırlar asmayı /Ki uçlarından çile damlardı. /Güneşte nane kurutmayı /Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. /Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. /İnsan kaybolmayı ister mi? /Ben işte istedim bayım. /Uzaklara gittim /Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin /Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!”
Bir röportajında, yazmaya nasıl başladığı ve yazmakla nasıl ilişkilendiğiyle ilgili bir soruya cevap verirken, küçük yaşlarda ev halkına mektuplar yazdığını ve kapılarının altından attığını anlatıyor şair. O günlerde yaptığı bu “soytarılıklar” eğlenceli ve muzip olsa da zaman içinde bundan vazgeçtiğini söylüyor. İlkokulda geneli varlıklı ailelerin çocuklarından oluşan bir sınıfta okurken, bir de müstahdemin oğlunun o sınıfta oluşundan ve ona eziyet edişlerinden bahsediyor. Soğuk bir kış günü mataralarındaki buz gibi suyu müstahdemin oğlunun başından aşağı dökerken onunla göz göze gelişini ve kara, büyük gözlerindeki acıyı gördüğünden bahsediyor bu röportajında Didem Madak ve ekliyor: “Benim için şiir yazmak onun gözlerindeki kocaman ve kara acıdan bir çeşit özür dileme biçimi.”

pbs.twimg.com/media/D4eCzBRXkAEpq9w.jpg
Şiir dosyası ödül kazanan Didem Madak örtünmeyi bırakıyor, bir kozadan çıkar gibi çıkıp karışıyor hayata. Şiirleri yayılıyor elden ele. Okunuyor bolca. Hatta ikinci evliliğini yapacağı adam siyasi bir mahkumken cezaevinde okuyor onun şiirlerini, hayran oluyor. Annesizliği dilinden hiç düşmüyor, acısı hiç dinmiyor. Ardından evleniyor şair ve bir çocuğu oluyor, ona annesinin ismini veriyor. Kızının doğumundan sonra şiir yazamıyor Didem Madak. Çok istese de yazamıyor. Fakat bunu bir sorun haline getirmiyor, kızına yazdığı mektupta diyor ki: “Canım Kızım, Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin.”

Fakat ne acıdır ki didem Madak, kızı Füsun henüz 2 yaşındayken kolon kanserinden hayatını kaybediyor. Annesizliği büyük bir miras olarak aldığı gibi devrediyor kızına. Annesinin kaderini yaşayan kızlara bir yenisi daha ekleniyor böylelikle. Mektubun devamı da şöyle geliyor: “Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?