SCOPE

Anı Yaşamak Planlı Olmakla Çelişir mi?

Anı yaşamak dediğimizde genellikle planlı olmaktan bahsetmeyiz. Sanki, anı yaşamak ormanda oradan oraya koşmak ve fütursuzca akıntının sürüklediği yere doğru gitmekten ibaret gibi algılanır. Hatta ‘anı yaşamak’ ile alakalı argümanların zıt söylemleri, genellikle yapacak çok işimiz olduğundan ve hep gitmemiz gereken bir yer olduğundan nemalanır. Sahiden işimizin olması ve planlı olmak zorunda kalmak, anı yaşamamıza engel mi? Planlı olarak anı yaşayamaz mıyız? Plan anların katili midir? Hadi gelin, an-plan ekseninde hayatı nasıl algılayabiliriz, biraz sohbet edelim!

Editör :Simay Vardar
Yayın Tarihi :14 Oca 2022
Süre :1.5 Bardak

Anı Yaşamak

Farkındalıklı bir şekilde durduğumuz yerde durmak. Aslında özünde, anı yaşamak bu. Tabii, az kelimeyle anlatılmış ve bir nebze de pasif görünüyor olabilir. Fakat, beynimiz esas hiçbir şey yapmadığı anlarda en büyük eforunu sarf ettiği (misal, meditasyonda) bilgisi de elimizde olduğunu göre, aktif-pasif kavramlarımızı biraz daha sorgulamamızda yarar olabilir. Öteki yandan, ‘durduğun yerde durmak’ yaptığın işi yapmak anlamına da gelir. Eğer yürüyorsan, gerçekten yürümek, ayaklarındaki yükü, belindeki gerilimi izleyerek, yanından geçenlerle sessizce selamlaşarak ve merkezinde kalarak yürümek.
Eğer farkındalıkla yaparsak, her şeyin duruşu değişir. Neden mi? Eğer evimizde yalnız başımızaysak, yalnızlığın rehavetinden koltuğa vişne reçeli gibi yayılıp elimizin kolumuzun farkında olmaz bir vaziyette Netflix izlediğimiz olmuştur. Sonuçta bizden başka kimsenin bizden haberi yok ve özgürüz. Diğer bir açıdan, tam da böyle anlarda bizim de bizden çok haberimiz olmaz. Yani, kendimizi yalnız başımızayken izleme şansımız vardır ama genellikle dikkatimizi dışarı veririz. Evde bizden başka kimse yok ama bizim de çok olduğumuz söylenemez demek…

Planlı Yaşamak

Evimizde yalnız başımıza keyif diye nitelendirdiğimiz koltuk pineklemelerimizi yaparken, pek de planlı olduğumuz söylenemez.. Keza, söz konusu düzen içinde de farkında ve anda da olmayabiliriz. Yani, plansız olan ‘boş zaman aktivitesi’ olarak gördüğümüz durumlarda da anda olup olmamak, yine bizim farkındalığımıza göre değişir. Sonuçta anda olmamız, kendimizi izlememizi gerektiriyor. İçsel ya da dışsal izlemediğimiz ve duyumsamadığımız şeylerin sorumluluğunu da tam olarak alamayız aslında. Bunu belli bir plan dahilinde yapıp yapmamak da işimizin kalitesini çok etkilemez. İşin içine pek girmediğimiz anlarda kendimizden da çok fazla şey beklemek yersiz olabilir bu surette.
Eğer planlı çalışan biriysek, bunu da hakkıyla yapıyorsak, aslında zamanı yönetirken anın kıymetini de anlarız. Kaldı ki, minik anları yönetmek ve olası krizleri kestirip görebilmek, bize planın ve disiplinin getirdiği şeylerdir. O zaman, plan, zamanımıza çeki düzen verme, onu algılama, eğme-bükme, genişletmeyi ve ona şekil verme gibi kabiliyetler geliştirmemizi sağlıyorsa, planlı olmayı ve anı yaşamayı birbiriyle çelişip bizi köstekleyen değil, birbirini destekleyen kavramlar olarak bile görebiliriz.

Planlar Anlar İçin

Hayatı, sadece şu anımızdan sorumlu olduğumuz ve sadece bu anı hakkıyla yaşayabildiğimiz sürece büyük resmimize bizi taşıyabilen bir nokta birleştirme oyunu olarak görebiliriz. Belki zaman içinde hayalini kurduğumuz büyük resmimiz bile değişebilir. Fakat, değişecek olsa dahi genel hatlarıyla ne yapacağımızı bilmemiz adına plan yapmamız, önümüze direkt olarak adım taşlarımızı koyar. Bir gün baktığımızda bizim sanki bir şey yapmıyormuşuz gibi attığımız adımlar kilometre taşlarımız olur. Fark ederiz ki, planlamak sadece bardaklara karar vermekmiş, sonra da bir tepsiye dizmek hepsini. İçine ne dolduracağımızı ise an karar verirmiş. Belki hiç aklımızda olmayan gibi, belki tam da tahmin ettiğimiz gibi; ama her zaman biraz da farklısı… An’ın mucizesi de tahmin edilmezliği değil mi zaten…
Yukarı Kaydır